Ayyy Nerden Getırmişın Aklımaa,
Üldürdün Beni Gece Gece Gülmektan Kızancımm..
Benda Bilmeyidım ki,Kaptırıverdim Günlümü İşte Rahmetliye..
Nasıl Oldi Ben da Anlamadım,Nasıl Evlenmişım,Nasıl Kızanım Kızçem Olmiş,
Bir Bakmişım Ünce Samire'm,Sonra Sami'm,Ardına Hasine,Bir Kaç Vakıt Sonra İkbal Ve En Son idi Tekne Kazıntısi Gülfiye'm Oluvermış..
O Senın Enişten Yok Miii ? Az da Değilidi Zirzop(Çapkın)
Ah Mori Kızancım,İçim Yare Olmiş Kabuk Tutmiş...
Bilisın mi ? Kalbim Bugün Atayse Eger..
Hep Onun İçin Atayi Hala..
Ertesi gece,hava daha da çok sıcaktı,artık insanlar bir an önce şu meşhur Balkan soğukları gelse diye diler olmuştu.İkbal'de uyuyamamış,Sami'de..
İkbal,hepimize birer kahve yapmış,birer de elmalı nargile yakmıştı.Konak'ın en üst katındaki terasta,sedire oturup halamın etrafına toplaştık.Evelki gece söz verdiği üzere rahmetli eniştem Halil'le nasıl tanıştıklarını ve neler yaşadıklarını anlattı tek tek...
Halam Gülümser,ara tatillerlerde Slovenya'dan evine dönermiş.Köy Manatır'a yani Bitola'ya bağlı karma bir köy;Türk,Arnavut,Makedon,Vlah(Roman),Biraz Torbeş(Müslüman Makedonlar),Biraz da Boşnak varmış köyde.Köy eski Türk köyü.Osmanlı'dan bu yana her şekilde yapısını koruyabilmiş.Komşuluk ilişkileri o kadar ileri seviyedeymiş,kız alıp vermeler dahi olmuş(fakat bizim Türkler,Müslüman olanlardan kız alıp verirken,diğer Müslüman ırklar yani Arnavut ve Boşnaklar,gerek Sırplarla[ki buna Bosna savaşı zamanndaki yazı dizisinde değineceğim]gerek diğer Hrıstiyanlarla kız alıp vermeleri olmuş).
Ederlez'de(Hıdırellez),Sultan Navrız'da(Nevruz) köydeki şenliklerde,düğünlerde hep eniştemle karşı karşıya gelirmiş.Adet üzere Hıdırellez'de veya Nevruz gecesinde köyün bütün kızları bir evde toplanır(genellikle bizim evde),aralarından iki kız seçilir,kızlar yolda kimseyle konuşmadan giderek,sürekli akan bir yerden misal;dereden,çaydan iki kulplu bir küpe su doldurur,41 kız 41 Yasin okurmuş suya,ardından dilek dileyip yüzüklerini bu suya atıp, küpün ağzını kırmızı tülbentle bağlayıp,gül ağacının dibine koyarlarmış,sabahta mani söyleyerek açarlarmış.İşte böyle bir hıdırellez gecesinde halamla arkadaşı Fatime köy yakınınında ki dereden su doldururken eniştem Halil dikilivermiş başlarına.Halamın tabiriyle "Ödcegizi Patlamiş".Halamın önüne beyaz tülbenti atıvermiş,hoşlandığını belirtmiş kısacası bizim enişte.Ertesi gün olaylar öğrenilmeden küp açılmış,maniler söylenmiş.Fakat oda nesi ? Halamın attığı yüzük kayıp..Köy tabiriyle "Hızır çalmiş yüzügini"demişler halacağızıma.E kayboldu ya yüzük,herkes merak eder olmuş Gülümser ne diledi de yüzüğü kayboldu diye..Acaba ne dilemişti de halam yüzüğü kaybolmuştu...
"Ben mi ne dilemiştim..Enışteni dilemiştım,aklımda o varidi,daha suyi doldurmişidım,onu gürdüm,üdceğizim patladi..Fatime sıkı agızlidır,em üle sülemez kimselere ne olmiş ne bitmiş..Allah dilegımi kabul etmiş...Bilisın mi ? Sanki şu kapi açılacak,em girecek enışten içeri,hala var kokusu yastıgında,kaybolmasın diye sandıkta saklayim...Eger kalbim hala atayse benim,onun için atayi..Bilmeysın kızanım,sevdalık nedır,ne degildır,sevdalık üle bir şey ki adami degil daglara çöllere,dünyayi dolaştırır.."
İlk buluşması daha gün gibi aklında halacığımın.
Halamın can dostu Fatime koşa koşa gelmiş halamın yanına,halam der sıcak bir yaz günüydü,halam merakta kalmış tabi,Fatime niçın kalmış büle nefes nefese :D
"Kız mori Gülümser,(H)alil demiş isteyem Gülümser gelsında,bir iki deyecegım var,yatsı saatinden sonra Gazi Baba türbesinde bekleyecim" diye haber getirmiş halama.Sevincinden elindeki su testilerini fırlatmış,ağıla girdiği gibi kapmış kuzusunu,ona anlatmış.
"e ne yapacim kızan,en yakın arkadaşım Fatime'ydi.E ben kimlen paylaşacim sevinmişım üzülmişım,te kardaşlarıma anlatamazdım,bilirdım anam babam ügrenecek, benda alırdım kuzumi onunlen konişirdım.Kuzumin adı Alişe'ydi,raametli Alişe tetemin(teyzemin) adıydi,pek severdi beni,em Alişe tetem üldi,bu kuzicık dogdi.Biz raametli babamlen ağıldayken bu kuzi elimıze dogdi,tam sıra anamın seslerinı duymişız,yetişinnnn Alişe'm gitti deye...Hastaymiş Alişe tetem,bilmeydık"
Gün geçer mi hiç,halamı sarmış bir heyecan bir heyecan,vakit geçsin diye bütün konağı temizlemiş,kışlıkları havalandırmış,halıları ipe asmış,börek açmış,baklava yapmış.Ev ahalide şaşırmış tabi haline,o beyaz teni birden al basmış yanaklarını.Anasıda aptal değil ya,aynı yollardan geçmiş,anlamış anlamış ama....
Vakit gelmiş çatmış,halam süslenmiş püslenmiş,bi hafif ruj sürmüş,iki yanağınada azcık allık niyetine çalıvermiş,birde açmış o uzun saçlarını dizlerine kadar
"te bak ne giymişidım,altımda pembe bir şalvar varidi,onun üstündede altın rengi bir etek,etegin bir ucuni belime toplamıştim,üzerimde siyah bir bluz varidi,başımdada beyaz şami(başörtüsü).Neyse varmişım Gazi Baba türbesine,bir fatiha okumişım baktım daha Halil gelmemış derken birden çıtırtılar geldi,ben sanayim ki Halil geldi,ne korkacim türbeden,keşke Gazi Baba kalkıp gelseydı,Allah'ın mübarek bir kulumiş,kulumiş ama gelende ne Halil ne de Gazi Babaymiş..."
Gelen anasıymış tabi ki,gece kolundan tuttuğu gibi sessiz sessiz eve götürmüş,ordan ahıra kilitlemiş halamı...
"Ah mezarında güller bitesi anacigım,aldi getırdi beni eve,kitledi ağıla,dedi üldürürüm seni kız,üldürürüm,küvde düşman çok varidi karida hakli sonuçta.Tam üç gün ağılda kalmişım,Gülümser nerde deyen babamada demiş hasta odasında yatayi,tabi o zaman çok ayıpidi baba girsın genç kızın odasına..Her şeyi anlattırdınız,cımbız gibisinız mübaregın,ayde yeter bu gece bu ka,çok yorulmişım,uykumda gelmişi,bana müsade,ayırli geceler olsun..."
Çok kısaydı anlattıkları ama bir ömür boyuydu sanki olanlar.Gecelik misafir olan uyku çoktann ziyaretine gelmişte,kapıyı çalar gibi esnetmeye başlamıştı herkesi.
Gözümde canlanan geçmiş,halamın anlattıklarıyla başa sarmaya başlamıştı çoktan..Kendimi o kadar çok kaptırmıştım ki geçmişe,karşımda duran dağların arasından sızan güneş ışıklarını hissettiğimde daha yeni dalmıştım o baldan tatlı uykuma..
Ljubav...
Sayfalar
30 Nisan 2013 Salı
28 Nisan 2013 Pazar
Halamın Günceleri 1 : Küçük Bir Dev Kadın Gülümser Kazımoviç(Kadıjevska)
More Bir Bilsan Nasıl Günleridi Geçirmişım
Aklımi Yemedım Ya,Şükürler Olsun Rabbime,
Ben Bugünlere Geldıysam Allah'ımin Yardımiylan Gelmişım,
Sen Yat Kalk Halina Şükret,Daha Sen Gürmedın Buralarda Küti Şeyler..
Unutma Kızancım,Sen Hep Suçlisın..
Çünki Buralarda Türk Olmak,Hele Bir de Müslüman Olmak...
SUÇTUR MORE... SUÇTUR...
Geçirdiğim nöbetten sonra uyumak üzereydim,halam yavaşça geldi odaya "more kızancım,uyudun mi ?" dedi,olanca uykumda kaçtı...
O zamana kadar hiç sormamıştım,kimdir neyin nesidir ? Halamla geceleri oturur kahve yapar,sabah ezanına kadar oturur konuştuk..Bana başından geçenleri,Binbir Gece Masalları gibi uzun uzun anlattı..Anlattı ki bilinmeyenler gün yüzüne çıksın diye...Benide buna elçi kıldı..Bana ise elçilik görevlerini yerine getirmek düşer..
"Bu yazı dizisinde,sizlere halamın karışık dönemlerde,yaşadığı üzüntüleri,o savaşları,savaşa rağmen yaptıkları düğünü ve yaşadıkları sevinçleri,Bosna'da düşen bombalar arasında gece gece söylediği türküleri,Bulgaristan'dan kız kardeşini kaçırışını paylaşıcam..."
1943'te kurulan Yugoslavya toprakları arasındaydı memleketim Makedonya.
Adı Sosyalitiçka Republika Makedonija Yani Makedonya Sosyalist Cumhuriyeti..
Halam Gülümser doğduğunda cumhuriyet daha on yaşındaymış. Annesi Gülümser olsun demiş adına..Daha sonra sandıktan çıkarıp her baktığında acıları tazelenecek olan Yugoslavya kimliğinde yazan koca puntolarla "Gjuljumser Kjazımovic"(soyismi 1991'de Makedonya bağımsızlığından sonra Kjazmovska,evlendikten sonra Kadijevska olmuştur) çoktann hayat gailesi içinde yerini almıştı ..Ailesi Bitola yani Manastır'ın(Atatürk'ün İdadiyi okuduğu bugün müze olarak kullanılan Manastır Askeri İdadisi'nin bulunduğu ve yine Bitola adını taşıyan Makedonya'ya bağlı şehir) sayılı ve zengin Türk ailelerinden..Gülümser Halam,rahmetli dedemin,dedesinin babasının amca kızları olur..Hürmeten hala deriz bizde.
Önce Albansku Shkola yani Arnavut Okulu'na yazılmış halam,bakmış böyle olmayacak rahmetli babası onu bir Sırp okuluna yazdırmış..Güzel Yugoslavca konuşabilsin diye,tabi ki Türkçe'yi unutmadan buna mütevellit orta okulu Türkçe okumuş.1972 Yılında Yugoslavya/Slovenya Ljubljana Üniversite'sinde "Tiyatro-Radyo Bölümü"nü okumuş,ardından mezun olduğu 1976 tarihinde Yugoslavya/Kosova Priştine Üniversitesi'ne bağlı İpek Kampüsünde ekonomi okumuş..En sonunda hayali olan Sosyalist Üsküp Türk-Arnavut Tiyatrosu'na adım atmış..Başta Türkçe ve Arnavutça olmak üzere Sırpça,Makedonca oyunlar sergilemişler..Müşerref teyzemle beraber senelerini geçirmişler,turneden turne koşmuşlar Türkiye'ye bile gelmişler...
Yugoslavya döneminde bir çok akrabamız kimileri 1950-55 döneminde Türkiye'ye göçmüş bizlerin 1913'te göçtüğümüz gibi,kimileri Bosna'ya,Kosova'ya,Karadağ'a,Sırbistan'a gitmiş çalışmak için..Halalarım;Bulgaristan/İslimiye(Sliven)'ye,Biri Kosova/Priştine'ye gelin gitmiş,diğeri Bosna'ya yerleşmiş kocasıyla.Diğerleri de Makedonya içinde farklı illere evlenip yerleşmişler..Bir tek Gülümser Halam bırakmamış baba ocağını,babasının evine ve soyuna sahip çıkmış..Ljubljana Üniversitesi'nden mezun olunca köyün Arnavutları'ndan Halil Arif enişteme kaptırıvermiş gönlünü..1980 yılında Yugoslavija kurucusu Josip Broz Tito ölmüş,1982 yılında ise halam eniştemle dünya evine girmiş..Beş çocuğu olmuş.
"Bana bak ben çok yorulmişım artık,uykumda geldi..lazım artık yatalım halacım..Ben sana yine yarın anlattırırım eniştenle nasıl anlaşmişım,nasıl evlenmişım,eniştenle vakti zamanında aramiza giren o geçen gün kafasıni yardigım Ruhiye'yle neler oldi,neler bitii..Ayde Allah raatlık versın,Rabbime emanetsın..."
Yaşadığı acıların rehavetiyle yaşlanan meşhur kırk odalı konağın yaşlı kapısı gıcırdadı,ve en son gördüğüm bir ışıktı kapanan kapıların arasından sızan...
Ljubav...
Aklımi Yemedım Ya,Şükürler Olsun Rabbime,
Ben Bugünlere Geldıysam Allah'ımin Yardımiylan Gelmişım,
Sen Yat Kalk Halina Şükret,Daha Sen Gürmedın Buralarda Küti Şeyler..
Unutma Kızancım,Sen Hep Suçlisın..
Çünki Buralarda Türk Olmak,Hele Bir de Müslüman Olmak...
SUÇTUR MORE... SUÇTUR...
Geçirdiğim nöbetten sonra uyumak üzereydim,halam yavaşça geldi odaya "more kızancım,uyudun mi ?" dedi,olanca uykumda kaçtı...
O zamana kadar hiç sormamıştım,kimdir neyin nesidir ? Halamla geceleri oturur kahve yapar,sabah ezanına kadar oturur konuştuk..Bana başından geçenleri,Binbir Gece Masalları gibi uzun uzun anlattı..Anlattı ki bilinmeyenler gün yüzüne çıksın diye...Benide buna elçi kıldı..Bana ise elçilik görevlerini yerine getirmek düşer..
"Bu yazı dizisinde,sizlere halamın karışık dönemlerde,yaşadığı üzüntüleri,o savaşları,savaşa rağmen yaptıkları düğünü ve yaşadıkları sevinçleri,Bosna'da düşen bombalar arasında gece gece söylediği türküleri,Bulgaristan'dan kız kardeşini kaçırışını paylaşıcam..."
1943'te kurulan Yugoslavya toprakları arasındaydı memleketim Makedonya.
Adı Sosyalitiçka Republika Makedonija Yani Makedonya Sosyalist Cumhuriyeti..
Halam Gülümser doğduğunda cumhuriyet daha on yaşındaymış. Annesi Gülümser olsun demiş adına..Daha sonra sandıktan çıkarıp her baktığında acıları tazelenecek olan Yugoslavya kimliğinde yazan koca puntolarla "Gjuljumser Kjazımovic"(soyismi 1991'de Makedonya bağımsızlığından sonra Kjazmovska,evlendikten sonra Kadijevska olmuştur) çoktann hayat gailesi içinde yerini almıştı ..Ailesi Bitola yani Manastır'ın(Atatürk'ün İdadiyi okuduğu bugün müze olarak kullanılan Manastır Askeri İdadisi'nin bulunduğu ve yine Bitola adını taşıyan Makedonya'ya bağlı şehir) sayılı ve zengin Türk ailelerinden..Gülümser Halam,rahmetli dedemin,dedesinin babasının amca kızları olur..Hürmeten hala deriz bizde.
Önce Albansku Shkola yani Arnavut Okulu'na yazılmış halam,bakmış böyle olmayacak rahmetli babası onu bir Sırp okuluna yazdırmış..Güzel Yugoslavca konuşabilsin diye,tabi ki Türkçe'yi unutmadan buna mütevellit orta okulu Türkçe okumuş.1972 Yılında Yugoslavya/Slovenya Ljubljana Üniversite'sinde "Tiyatro-Radyo Bölümü"nü okumuş,ardından mezun olduğu 1976 tarihinde Yugoslavya/Kosova Priştine Üniversitesi'ne bağlı İpek Kampüsünde ekonomi okumuş..En sonunda hayali olan Sosyalist Üsküp Türk-Arnavut Tiyatrosu'na adım atmış..Başta Türkçe ve Arnavutça olmak üzere Sırpça,Makedonca oyunlar sergilemişler..Müşerref teyzemle beraber senelerini geçirmişler,turneden turne koşmuşlar Türkiye'ye bile gelmişler...
Yugoslavya döneminde bir çok akrabamız kimileri 1950-55 döneminde Türkiye'ye göçmüş bizlerin 1913'te göçtüğümüz gibi,kimileri Bosna'ya,Kosova'ya,Karadağ'a,Sırbistan'a gitmiş çalışmak için..Halalarım;Bulgaristan/İslimiye(Sliven)'ye,Biri Kosova/Priştine'ye gelin gitmiş,diğeri Bosna'ya yerleşmiş kocasıyla.Diğerleri de Makedonya içinde farklı illere evlenip yerleşmişler..Bir tek Gülümser Halam bırakmamış baba ocağını,babasının evine ve soyuna sahip çıkmış..Ljubljana Üniversitesi'nden mezun olunca köyün Arnavutları'ndan Halil Arif enişteme kaptırıvermiş gönlünü..1980 yılında Yugoslavija kurucusu Josip Broz Tito ölmüş,1982 yılında ise halam eniştemle dünya evine girmiş..Beş çocuğu olmuş.
"Bana bak ben çok yorulmişım artık,uykumda geldi..lazım artık yatalım halacım..Ben sana yine yarın anlattırırım eniştenle nasıl anlaşmişım,nasıl evlenmişım,eniştenle vakti zamanında aramiza giren o geçen gün kafasıni yardigım Ruhiye'yle neler oldi,neler bitii..Ayde Allah raatlık versın,Rabbime emanetsın..."
Yaşadığı acıların rehavetiyle yaşlanan meşhur kırk odalı konağın yaşlı kapısı gıcırdadı,ve en son gördüğüm bir ışıktı kapanan kapıların arasından sızan...
Ljubav...
10 Ekim 2012 Çarşamba
Nereye Geldim Lan Ben !
Biliyorum,
Çok uzun zaman oldu,e ancak
anlayamadım daha hala nereye geldiğimi...
Evet Sayın Okurlarım,
ÖSYM'nin dağıtımı sonucu Çanakkale 18 Mart Üniversitesi EZİNE MESLEK YÜKSEK OKULU'NU kazandım...
Çoğu insan " aa,ne güzel Çanakkale'yi kazanmışsın" diyor ama içi beni dışı sizi yakar hacılar..
Yok böyle bir yer,her pislik Ezine'de,İlçe değil köy burası..Afedersiniz göt korkusuna akşamları çıkıp gezemiyorsunuz..Öte yandan öğrenci olduğunuzu öğrendiklerinde dayıyolar arkanıza kazığı,10 tl lik gömlek 25, 50 kuruşluk su 75 kuruş..
Maşallah yani maşallah..
Okul ayrı bir konu zaten,daha ikinci haftadan kapıştık sayılır..
Enayimiyim ben;not tutarken ellerin terlesin,arkada diğerleri makara yapsın,sen hocanın ağzından ne çıkıyo diye pür dikkat kesil,sonra çocuğun biri gelsin senden not istesin..Var mı öyle ?
Sonra mevzu yapılır,ama beni daha tanımadılar,gerçi mesele unutuldu,ama ben onları beni tanıdıktan sonra görücem..
Daha geçen gün kököz(Bknz: Recep ivedik ifadesiyle "fok balığı"gibi konuşan) kız tek başımayken yanıma gelip "sen ne kadar sessiz bir insansın,kendi halindesin"diye muhabbet kurmaya çalışmış,tabi beni yurtta görse aynı şekilde konuşurmuydu bilemem
Gelelim yurda...
Yurt Ezine'de daha yeni,iki nişanlı iş başında..
Kız buranın yerlisi,nişanlısı Balıkesirli Arnavut..
Tahmin edebilirsiniz ki benim için kömür içinde elmas bulmaya benzedi :D
Yurt ortamı harika zaten,ilk haftalar gayet güzelken artık çatlak sesler çıkmaya başladı
Yediğimiz lokmaların başkaları tarafından sayıldığını öğrenmemiz olsun,bazı hayvanların üst katta depişmesi olsun,hepsi var yani anlayacağınız üzere..
Artık çoğu insan sıkılmış durumda,ne yapsak ne yapsak diye dolanmaktalar ortalıkta..
Artık o güzel günlerin kaldığına pek inanmıyorum,kısacası cicim ayları geçti...
O değilde İzmir'de 8.BALKANLILAR HALK OYUNLARI FESTİVALİ yapılmış ve benim haberim olmamış..Gelde ağlama,gelde ağlama..
Her şey üstüte valla yaa..yeminle kaçıp gidesim var buralardan,Allah'tan yurt ortamı iyi de,fazla sıkılmıyorum..
Okulda halkoyunları topluluğu yok!..Ne yapacım ben şimdi..Müzik topluluğuda yok..Tiyatro var,ondan da sıkıldım artık..
Bayram geldi gelecek..Hala bi şalvarım yok..Ne giyecem ben...Telaş üstüne telaş..
Bulgaristan'dan,Kosova'dan,Bosna'dan,Karadağ'dan,Arnavutluk'tan gelen akrabalar var...Hepsi Makedonya'da toplanacak,e bende gidiyorum :D
Her şey bir yana ne yapcağımı gerçekten bilmiyorum..Kafamı alıp gidesim var,çatlıyorum sıkıntıdan..
Ne yapam,ne yapam,ne yapam diye düşünmekten saçımın teli beyazlamış len...
Ya o değilde ben bayramda ne giyicem..
Lan bana baaaaaakkk ailenin soyunu ben sürdürcem...Erkek kısmının istediği yapılmalı derdi halam :D
"Feridee,Bana Şalvar Diktircen Miiiiii :D"
Bak Rica Ediyorum Sadece...
Hiyyyy,Estağfurullah ne Emretmesi :D Hadi Sendeee :D
Çok uzun zaman oldu,e ancak
anlayamadım daha hala nereye geldiğimi...
Evet Sayın Okurlarım,
ÖSYM'nin dağıtımı sonucu Çanakkale 18 Mart Üniversitesi EZİNE MESLEK YÜKSEK OKULU'NU kazandım...
Çoğu insan " aa,ne güzel Çanakkale'yi kazanmışsın" diyor ama içi beni dışı sizi yakar hacılar..
Yok böyle bir yer,her pislik Ezine'de,İlçe değil köy burası..Afedersiniz göt korkusuna akşamları çıkıp gezemiyorsunuz..Öte yandan öğrenci olduğunuzu öğrendiklerinde dayıyolar arkanıza kazığı,10 tl lik gömlek 25, 50 kuruşluk su 75 kuruş..
Maşallah yani maşallah..
Okul ayrı bir konu zaten,daha ikinci haftadan kapıştık sayılır..
Enayimiyim ben;not tutarken ellerin terlesin,arkada diğerleri makara yapsın,sen hocanın ağzından ne çıkıyo diye pür dikkat kesil,sonra çocuğun biri gelsin senden not istesin..Var mı öyle ?
Sonra mevzu yapılır,ama beni daha tanımadılar,gerçi mesele unutuldu,ama ben onları beni tanıdıktan sonra görücem..
Daha geçen gün kököz(Bknz: Recep ivedik ifadesiyle "fok balığı"gibi konuşan) kız tek başımayken yanıma gelip "sen ne kadar sessiz bir insansın,kendi halindesin"diye muhabbet kurmaya çalışmış,tabi beni yurtta görse aynı şekilde konuşurmuydu bilemem
Gelelim yurda...
Yurt Ezine'de daha yeni,iki nişanlı iş başında..
Kız buranın yerlisi,nişanlısı Balıkesirli Arnavut..
Tahmin edebilirsiniz ki benim için kömür içinde elmas bulmaya benzedi :D
Yurt ortamı harika zaten,ilk haftalar gayet güzelken artık çatlak sesler çıkmaya başladı
Yediğimiz lokmaların başkaları tarafından sayıldığını öğrenmemiz olsun,bazı hayvanların üst katta depişmesi olsun,hepsi var yani anlayacağınız üzere..
Artık çoğu insan sıkılmış durumda,ne yapsak ne yapsak diye dolanmaktalar ortalıkta..
Artık o güzel günlerin kaldığına pek inanmıyorum,kısacası cicim ayları geçti...
O değilde İzmir'de 8.BALKANLILAR HALK OYUNLARI FESTİVALİ yapılmış ve benim haberim olmamış..Gelde ağlama,gelde ağlama..
Her şey üstüte valla yaa..yeminle kaçıp gidesim var buralardan,Allah'tan yurt ortamı iyi de,fazla sıkılmıyorum..
Okulda halkoyunları topluluğu yok!..Ne yapacım ben şimdi..Müzik topluluğuda yok..Tiyatro var,ondan da sıkıldım artık..
Bayram geldi gelecek..Hala bi şalvarım yok..Ne giyecem ben...Telaş üstüne telaş..
Bulgaristan'dan,Kosova'dan,Bosna'dan,Karadağ'dan,Arnavutluk'tan gelen akrabalar var...Hepsi Makedonya'da toplanacak,e bende gidiyorum :D
Her şey bir yana ne yapcağımı gerçekten bilmiyorum..Kafamı alıp gidesim var,çatlıyorum sıkıntıdan..
Ne yapam,ne yapam,ne yapam diye düşünmekten saçımın teli beyazlamış len...
Ya o değilde ben bayramda ne giyicem..
Lan bana baaaaaakkk ailenin soyunu ben sürdürcem...Erkek kısmının istediği yapılmalı derdi halam :D
"Feridee,Bana Şalvar Diktircen Miiiiii :D"
Bak Rica Ediyorum Sadece...
Hiyyyy,Estağfurullah ne Emretmesi :D Hadi Sendeee :D
6 Ağustos 2012 Pazartesi
Aaa ! Nerden Çıktın Kız Sen ?
Biz onu sessiz ve sakinliğiyle tanıdık..Ona dair eskilerden bir kaç anım var,okuduğunda "sen nerden hatırlıyosun,ben hatırlamıyorum bunları"demesi olasıdır..
1.Sınıfta korkuyla başladım okula,her sınıf arkadaşım gibi sabahın körgözünde okula gitmek vardı,sıkılmıştım bundan..
Pek muhabbetimiz yoktu,ona dair hatırladığım ilk anı,hayat bilgisinde okuma parçasını okuyorduk sessizce,tüm sınıfta çıt çıkmıyor derken Dilek'in mırıldanışları bozuyordu sessizliği...
Öğretmenimiz kalkıp "öyle değil Dilek gözünle okucaksın böyyyle(öğretmenimiz bu sırada gözlerini açmış kitapta gezdirmekteydi :D)"hatırladığım ilk anı bu şekildeydi..
Çok sessizdi,sakindi...
Okuma bayramıydı..Hacivat olmuştum ben..Kostümü tamamlamak üzereyeleğe ihtiyacımız vardı,Dilek'in annesi yelek verebileceğini söyledi..(ki bakınız fotodaki yelek :D) yakın olan evlerinden yeleği annesinin "Dilek görmesin saklayın"tavsiyesiyle ablamla saklayarak çıkmıştık :D
Kendi halinde,kimseye ne bir zararı oldu,ne bir kötülüğü dokundu...
2.sınıfa dair hatırladığım bir anı yok,zaten ikinci sınıfı okuduktan sonra,ablamın ortaokula geçmesi(bulunduğumuz ilkokulun ortaokulu iyi değildi)..O yüzden zamanında babamın ortaokulu okuduğu ilkokula halamın kızları ve ablamla başladık...bir kaç sene sonra(orta okula geçtiğimde),tüm eski arkadaşlarımın bizim okula aynı sebepten nakil geldiklerini öğrendim :D
7.Sınıfta aynı sınıftaydık Dilek'le...Her şeye rağmen pek muhabbetimiz yoktu...O günlerden tek anımsadığım,acı bir gündü,fakat bildiğimiz bir şey yoktu...Tenefüs çaldığında Dilek'in hıçkırıklarla öğretmenimizin boynuna sarıldığıydı...
O günden sonra,içime işledi hıçkırığı,kendisi bilmez,fakat biliyor şimdi..
8.sınıfta onunla ilgili birkaç şey hatırlıyorum..Takmıştım kafaya,sınıfımıza özel site açacaktım,ama önce foto çekmeliydim...."Ya Emre Çekme Yaaaa" derken ki verdiği surat ifadesi hala en nadide albümümde saklıdır :D
Yılbaşıydı,çekiliş yapacaktık,banada Dilek çıkmıştı,ona ters döndüğünde havlayan bardaklardan almıştım,fakat o gün sıranın altına koyduğunda,gerizekalı Oğuzcan'ın matematik sınavı öncesi sıraya abanması ve çevirmesi ile bardak düşüp kırılmıştııı...
Sonraları Net ortamında devam etti arkadaşlığımız,inanın dahada güçlendi hemde,buluşmalar,Burger'ler :D he bide şu Meşhur MUHABBET KUŞU vakasını anlatmadan edemem...
Hayvan besleme amacına kendini adamış olan Dilek arkadaşım,kankam :D benimle fikir alışverişinde bulunmakta..ona önerdiğim "balık al" tavsiyesi üzerine balıklara yaptığı zalım işkenceden bahsedince,o sessizliğinin içinde bir Testere bir I Want To Play A Game yattığını anlamıştım...
Muhabbet kuşu al,Kadıköy'de 15 tlye demiştim..bunun üzerine beraber gidip saatlerce dolaşmış olmamıza rağmen 15 Tl'ye kuş bulamamış ve tıpış tıpış eve dönmek zorunda kaldığımızdı..He birde o gün Burger'de gittiğimizde yandaki adamın eşantiyon olarak verilen ketçap ve mayonezi iade ederek parasını geri almak isteğiydi,bilmem hatırladın mı :D Burdan kendisine selam eder alnından öperim :) Teşekkür ederim :)
Bu arada kendisi tam bir sene boyunca sınava çalışmak bahanesi ile facebook ve telefon kullanmamaya başlamış ve görünmez olmuştu :D Face'ni açmadan bir gün öncesini kendisini rüyamda görmüştüm :) Buda böyle bir ilginç olay efendim :D
31 Mayıs 2011 Salı
Eylül Çocuğu !
Hep sizlere yakın geçmişte olanları anlattım,nedendir bilmiyorum
içimden daha eskilere gitmek geldi...Çook Eskilere,benim için kaybolmaya
yüz tutmuş anıları,çok mutlu olduğum günleri sizlere anlatacağım...
BİR SONBAHAR GÜNÜ...
Dünya'ya kardeşim ve ablam gibi sunî bir sancı,ebenin vurduğu hayatta yediğim ilk silleyle açmadım gözümü,anacım beni erkenden fırtlatmış çünkü:
18 Eylül 1994/Kadıköy..
Yağmuru,yağmur yağmış toprağı ve yağmur yağmış toprak kokusunu sevmemi buna bağladım..Ben Eylül çoçuğuyum derim...
Küçükken o kadar yaramazmışım ki,yapma etme derken bi bakmışsın olmuş bitmiştir o...Gelelim hatırlamadığım çocukluk günlerimden aileden anektot alarak anlatalım bakınız:BABANNE KİŞİSİ VE ÇANKIRI ŞİVESİ...
Johny öyle bir köpekmiş ki; çok temiz,kirli kaptan yemek yemez,tualetini temizler,denilenleri anlarmış,çok insancıl ama bildiğiniz çocuk düşmanı,ablama dahi hırlarmış fakat ne yaptıysam hayvana beni öyle çok severmiş ki;
-Ağzını açıp kafamı sokarmışım,ısırmazmış,
-Sopayla kovalarmışım,dönüp havlamazmış,
-Annemin kızartmalık hazırladığı çiğ patatesleri kaçırıp bi ona yedirir bi kendim yermişim..
Sonra ne olduysa o tertemiz köpek,pis,dişi bir sokak köpeğine takılmış,sonra gecekondudan taşınırken satmak zorunda kalmışız...Bu olaylar yıllar sonra anıldığında babam onu gördüğünden "onu zincire bağlı gördüm,bi çingenede,beni hemen tanıdı,boynundaki zinciriyle uğraştı durdu...açamayınca vızıklamaya başladı...içim gitti..."diye gözleri dolarak bahsetmişti...
Herşeye rağmen onu hatırlamak isterdim,hayatta sadık dostlar bulamadıktan sonra...
Eylül çocuğu demek sanki biraz küfreder gibi oluyo belki ama her şeyden öte sağlam bi tanım benim için...
Hele şu mayıs ayında şu son bi kaç gündür yağmaya bağlayan yağmurlar yok mu,o kadar çok özlemişim ki,bana her şekilde İstanbul'u ve geçmişimi hatırlatıryor...
Ben aslında gecekondudan taşındıktan sonrasını hatırlamaya başlıyorum...
Oturduğumuz mahallede çoğunlukla sizden iyi olmasınlar Çorumlular vardı...Hepsi iyi insanlardı...her şey bi yana komşuluk ilişkileri çok iyiydi...11 sene sonra babaannemin yaptıklarına dayanamadan annemin taşınma ısrarları ile,evden daha önce aldığımız bir televizyon,bir buzdolabı,bulaşık makinesi,çamaşır makinesi ve ranzalarımızla taşındık,annemlerinse ne yatakları vardı,ne yorganları...Daha bir çok şeyi taşındığımız zaman almıştık...
ÇORUMLULARIN EVİ...
Hani Çorumluların oturduğu mahalle demiştim.Mahallede hatırladığım arkadaşlarım Enes,Kadir,Songül,Sümüklü Mehtap ve Mert...Enes binada oturan bi teyzenin torunuydu,arada sırada gelip giderdi,Kadir kapı komşumuzun oğlu,Mert hemen evin bitişinde ki evde,Songül bir iki ev aşağıda,Mehtap ise Songüllerin evinin karşısında oturuyordu...
Arkadaşlığımız o kadar güzeldi ki oynamadığımız gün hemen hemen yoktu...Evimizin karşısı hafif tepelik ve çayırdı(taşındıktan sonra oraya park yaptılar),Kar yağdığında çok güzel olurdu orası...
Evde oturduğum zamanlarda kendi kendime oynar,okuldan gelicek olan ablamı bekler,geldiğinde kulağına çöp kutusu diye tükürür onunlada yetinmeyip yere yatıp küçük küçük tükürür,tükürükler yüzüme değerken hediye yağıyor diye bağırırdım...
Akşam olur önce babaannem gelirdi.Babaannem bir poliklinikte hemşire/kalfa arasındaydı,sürekli patronu "Kel Hikmet"ten bahsederdi...Ardından kahveden veya karı-kızdan dedem gelirdi,işten babam en sonunda da göt sürtmeden amcalarım gelirdi,anlayacağınız bütün evin yükü babamdaydı...DEVAMI GELECEK...
BİR SONBAHAR GÜNÜ...
Dünya'ya kardeşim ve ablam gibi sunî bir sancı,ebenin vurduğu hayatta yediğim ilk silleyle açmadım gözümü,anacım beni erkenden fırtlatmış çünkü:
18 Eylül 1994/Kadıköy..
Yağmuru,yağmur yağmış toprağı ve yağmur yağmış toprak kokusunu sevmemi buna bağladım..Ben Eylül çoçuğuyum derim...
Küçükken o kadar yaramazmışım ki,yapma etme derken bi bakmışsın olmuş bitmiştir o...Gelelim hatırlamadığım çocukluk günlerimden aileden anektot alarak anlatalım bakınız:BABANNE KİŞİSİ VE ÇANKIRI ŞİVESİ...
"Bir köpeğimiz vardı..adı Coni Coni,öyle akıllı öyle akıllıydı ki bilimiyon...Çocukları hiç sevmiyodu,hele senin adaşın vardı senlen yaşıt,bizim bahçaya girmiş,Coni çocuğun göbeğinden tuttuğu gibi..."
diye anlatıyor olayı...Johny öyle bir köpekmiş ki; çok temiz,kirli kaptan yemek yemez,tualetini temizler,denilenleri anlarmış,çok insancıl ama bildiğiniz çocuk düşmanı,ablama dahi hırlarmış fakat ne yaptıysam hayvana beni öyle çok severmiş ki;
-Ağzını açıp kafamı sokarmışım,ısırmazmış,
-Sopayla kovalarmışım,dönüp havlamazmış,
-Annemin kızartmalık hazırladığı çiğ patatesleri kaçırıp bi ona yedirir bi kendim yermişim..
Sonra ne olduysa o tertemiz köpek,pis,dişi bir sokak köpeğine takılmış,sonra gecekondudan taşınırken satmak zorunda kalmışız...Bu olaylar yıllar sonra anıldığında babam onu gördüğünden "onu zincire bağlı gördüm,bi çingenede,beni hemen tanıdı,boynundaki zinciriyle uğraştı durdu...açamayınca vızıklamaya başladı...içim gitti..."diye gözleri dolarak bahsetmişti...
Herşeye rağmen onu hatırlamak isterdim,hayatta sadık dostlar bulamadıktan sonra...
Eylül çocuğu demek sanki biraz küfreder gibi oluyo belki ama her şeyden öte sağlam bi tanım benim için...
Hele şu mayıs ayında şu son bi kaç gündür yağmaya bağlayan yağmurlar yok mu,o kadar çok özlemişim ki,bana her şekilde İstanbul'u ve geçmişimi hatırlatıryor...
Ben aslında gecekondudan taşındıktan sonrasını hatırlamaya başlıyorum...
Oturduğumuz mahallede çoğunlukla sizden iyi olmasınlar Çorumlular vardı...Hepsi iyi insanlardı...her şey bi yana komşuluk ilişkileri çok iyiydi...11 sene sonra babaannemin yaptıklarına dayanamadan annemin taşınma ısrarları ile,evden daha önce aldığımız bir televizyon,bir buzdolabı,bulaşık makinesi,çamaşır makinesi ve ranzalarımızla taşındık,annemlerinse ne yatakları vardı,ne yorganları...Daha bir çok şeyi taşındığımız zaman almıştık...
ÇORUMLULARIN EVİ...
Hani Çorumluların oturduğu mahalle demiştim.Mahallede hatırladığım arkadaşlarım Enes,Kadir,Songül,Sümüklü Mehtap ve Mert...Enes binada oturan bi teyzenin torunuydu,arada sırada gelip giderdi,Kadir kapı komşumuzun oğlu,Mert hemen evin bitişinde ki evde,Songül bir iki ev aşağıda,Mehtap ise Songüllerin evinin karşısında oturuyordu...
Arkadaşlığımız o kadar güzeldi ki oynamadığımız gün hemen hemen yoktu...Evimizin karşısı hafif tepelik ve çayırdı(taşındıktan sonra oraya park yaptılar),Kar yağdığında çok güzel olurdu orası...
Evde oturduğum zamanlarda kendi kendime oynar,okuldan gelicek olan ablamı bekler,geldiğinde kulağına çöp kutusu diye tükürür onunlada yetinmeyip yere yatıp küçük küçük tükürür,tükürükler yüzüme değerken hediye yağıyor diye bağırırdım...
Akşam olur önce babaannem gelirdi.Babaannem bir poliklinikte hemşire/kalfa arasındaydı,sürekli patronu "Kel Hikmet"ten bahsederdi...Ardından kahveden veya karı-kızdan dedem gelirdi,işten babam en sonunda da göt sürtmeden amcalarım gelirdi,anlayacağınız bütün evin yükü babamdaydı...DEVAMI GELECEK...
22 Mart 2011 Salı
Hayyyy Hak!!!
Evet...
Uzun bir zaman(te baya uzun bi zaman) sonra yine burdayım...
Baya şey oldu sizlerden ayrı kalalı...
Annemmmm,yazık gı...
Evvela sınıfta hala mutsuzum,anlık sıkıntı basıveriyor çevremi...Bu arada 4 tane zayıfım var..Sırasıyle
-Bütçeleme
-Dış Ticaret Muhasebesi
-Genel Muhasebe
-Matematik...
Arkadaşım benim sorunum sınavlarla,bu derslerdeki konuları anlamamakta geri zekalılık...Hele hele ilk yazdığım derste sınav soruları veriliyorsa...Ama ne kadar çalışsamda,soruları bilsemde yapamıyorum...Ne zaman ki sınav kağıtları geliyor benim bilgiler uçup gidiyor..Ne yapcaz şimdi...?..Kopya çekmeyi beceremiyorum zaten(Hiç yakalanmadım ama çekemedimde..)
Karne gününden bir gün önce koşa koşa gittim İstanbul'a.Yol macerasıda cabası...
Manisa'dan geçiyorduk...Balıkesir'e 30 km kala...Çok saçma bir şekilde kendimizi bi anda kar ve yoğun sisin içinde bulduk...Bense yol boyunca,(reklam olmasın) Pammıkkale otobüslerinde tv'li koltuklarında usb'me attığım şarkılarla ve okuduğum gerilim kitabı ile yolu devam ediyorduk...dediğim gibi bir anda soğuk ve sisin içine girdik...Herkes korkmaya başlamıştı...O sessizlikte hafif bir ses..bu..bu müzik sesiydi..evet evet müzikti,yanımdaki abiden geliyodu bu ses "dur lan iç sesim neymiş bu müzik"...HELE HELE HELE ANTEPLİM,GEL YANIMA.........
Facebook profilime yazdığım gibi "Pammıkkale Otobüs Bileti Gidiş-Geliş 90 TL,Yolda Yemek İçin Alınan Bir Adet Simit,Bir Adet Pizzacık ve Bir Adet Üçgen Peynir 1.70 TL...Şu anda Sisin İçinde Kaza Yapma İsteği Paha Biçilemez"....
Tamam onu geçtim...Bu bahsi geçen abi Manisa'da binmiş Yalova'da inmiş ve yine Yalova'da birisi daha bindi...önemseyip kafamı döndürmedim ama merak ya bu...gırrrrrrrccc(kafa döndürme efekti)...(İç Ses)-Hayyy Başımaaaa satanist lan bu..Töbe Yarabbim...Allah'ım sen günahlarımı affet yarabbim...(Bu sırada bu herifin beni öldüreceğine o kadar inanmıştım ki çünkü bknz : 5 Dk Önce):
..........
Güzeldi...Gezi ekibiyle buluştuk(yine bir kısmısyla tabiki)...Galata köprüsünün sonunda yemek yedik..Galata köprüsünün direğine herkesin yazdığı gibi numara yazıyım dedim ama evvela sevmediğim birisi olmalıydı..buldumm...dayım..:D
Ve aynen yazdığım satırlar....
"TE ARA BENİ BOYA BENİ MORE.." MAKEDONYA GÜZELİ ŞEYMAA..."...
Uzun bir zaman(te baya uzun bi zaman) sonra yine burdayım...
Baya şey oldu sizlerden ayrı kalalı...
Annemmmm,yazık gı...
Evvela sınıfta hala mutsuzum,anlık sıkıntı basıveriyor çevremi...Bu arada 4 tane zayıfım var..Sırasıyle
-Bütçeleme
-Dış Ticaret Muhasebesi
-Genel Muhasebe
-Matematik...Arkadaşım benim sorunum sınavlarla,bu derslerdeki konuları anlamamakta geri zekalılık...Hele hele ilk yazdığım derste sınav soruları veriliyorsa...Ama ne kadar çalışsamda,soruları bilsemde yapamıyorum...Ne zaman ki sınav kağıtları geliyor benim bilgiler uçup gidiyor..Ne yapcaz şimdi...?..Kopya çekmeyi beceremiyorum zaten(Hiç yakalanmadım ama çekemedimde..)
Karne gününden bir gün önce koşa koşa gittim İstanbul'a.Yol macerasıda cabası...
Manisa'dan geçiyorduk...Balıkesir'e 30 km kala...Çok saçma bir şekilde kendimizi bi anda kar ve yoğun sisin içinde bulduk...Bense yol boyunca,(reklam olmasın) Pammıkkale otobüslerinde tv'li koltuklarında usb'me attığım şarkılarla ve okuduğum gerilim kitabı ile yolu devam ediyorduk...dediğim gibi bir anda soğuk ve sisin içine girdik...Herkes korkmaya başlamıştı...O sessizlikte hafif bir ses..bu..bu müzik sesiydi..evet evet müzikti,yanımdaki abiden geliyodu bu ses "dur lan iç sesim neymiş bu müzik"...HELE HELE HELE ANTEPLİM,GEL YANIMA.........
Facebook profilime yazdığım gibi "Pammıkkale Otobüs Bileti Gidiş-Geliş 90 TL,Yolda Yemek İçin Alınan Bir Adet Simit,Bir Adet Pizzacık ve Bir Adet Üçgen Peynir 1.70 TL...Şu anda Sisin İçinde Kaza Yapma İsteği Paha Biçilemez"....
Tamam onu geçtim...Bu bahsi geçen abi Manisa'da binmiş Yalova'da inmiş ve yine Yalova'da birisi daha bindi...önemseyip kafamı döndürmedim ama merak ya bu...gırrrrrrrccc(kafa döndürme efekti)...(İç Ses)-Hayyy Başımaaaa satanist lan bu..Töbe Yarabbim...Allah'ım sen günahlarımı affet yarabbim...(Bu sırada bu herifin beni öldüreceğine o kadar inanmıştım ki çünkü bknz : 5 Dk Önce):
-(satanist abi):Alooo
-Hııhıhı..evet...
-Bilmiyorum...
-(Bana bakarak)bembeyaz boğazı var...evett..
-Saçlarından tutacan gırtlağını gericen kesicen kurbanlık bıçakla...
(Benim kafa pencere tarafına dönerr...ve uyuma taklidi...zzzzz)..........
Güzeldi...Gezi ekibiyle buluştuk(yine bir kısmısyla tabiki)...Galata köprüsünün sonunda yemek yedik..Galata köprüsünün direğine herkesin yazdığı gibi numara yazıyım dedim ama evvela sevmediğim birisi olmalıydı..buldumm...dayım..:D
Ve aynen yazdığım satırlar....
"TE ARA BENİ BOYA BENİ MORE.." MAKEDONYA GÜZELİ ŞEYMAA..."...
28 Ekim 2010 Perşembe
Yoğurdum Var Yeşil Meşil Çanakta...
Ah ah..yakan ne yakmış türküyü...
Yoğurdum var yeşil meşil çanakta..
benleri var ak gerdanda,yanakta..
benim yarim şu karşı ki konakta
diye...Kim bilir kim yakmış bu türküyü..Kütahya'da eli kınalı, üstü çatkılılı(Çatkılı:cepken ve şalvar), başı bürgülü kadınlar alırlar ellerine bir çift kaşık..söyleye söyleye,kaşıkları vura vura oynarlar güzelim oyunu...Onun öncesi erkekler ağır ve vakur bi şekilde "Elif dedim be dedim" türküsünde ciddi ve cesaretli bir davranış sergilerler..Hey gidin efeler...
Tam 11 sene oldu..halkoyunlarına başlayalı...Her oynayışımda..hangi yörenin kıyafetini giyersem..hep diyar diyar gezmiş olarak hissederim kendimi...Trakya,Burdur,Diyarbakır,Urfa,Muş,Bitlis,Muğla-Fethiye,Malatya,Artvin,Van..daha aklıma gelmeyen bazı yöreler...bunlarla büyüdüm ben..
1.sınıfta arkadaşlarım saklambaç oynarken ben Çökme oynardım.. herkes gençleşip o dönemin müziklerini dinlerken ben yörelerin kareografi ile müziklerini çalışırdım...herkes hobi olarak gitar vs. çalarken, ben davul zurna ile halay çekiyor, kemençe eşliğinde horon tepiyor, sipsiyle teke zortlatması oynuyordum...herkes kardeşine veya komşusunun çocuğuna ders çalıştırırken..ben okulumda halk oyunları öğretmenliği yapıyordum...derken dolu dolu 11 sene oldu...bende güzel hatıralar...bir çok hafif tebessüm,kulislerde yankılanan bir çok kahkaha, çalışmalarda bir çok kızgınlık ve kafamda davul tokmağı, yarışma anlarında ve öncesi koca bir heyecan, dönem sonları da bir çok buruk ayrılık, İstanbul'dan ayrılırken de koca bir acı bıraktı...
Hiç unutmam Burdur Türkülerini..kulağımda çığım çığım çınlar..Elindedir Bağlama, Çek Deveci, Gabardıç, Goca çamın gürlemesi...Yahut sarp dağlarıyla Artvin’in Ata ve Şavşat Barı...
Annem hep "oynamadan duramaz mısın ?" der...sanki oynamassam,parmağımı şıklatmassam..veya iki elimde bir kaşık şaklatamazsam yaşayamam gibi geliyor...Düğünlerimiz az oluyor belki ama..Çankırı üç ayağı, ve ya bir Makedonya payduşka'da başta hep ben olurum..bensiz oynadıklarında bir eksikliğin farkına vardıklarını, eğer kalkıp oynamazsam oynanamayacaklarını benim gibi "kös kös" oturacaklarını söyler hep aile fertleri...
Ölümüm bile belki böyle olacak diye düşünüyorum...ya bi gün Delilo oynarken..ya da bi gün Teke zortlatması oynarken...Yahut Horon teperken ve ya hora oynarken..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


