Sayfalar

28 Ekim 2010 Perşembe

Yoğurdum Var Yeşil Meşil Çanakta...

Ah ah..yakan ne yakmış türküyü...

Yoğurdum var yeşil meşil çanakta..
benleri var ak gerdanda,yanakta..
benim yarim şu karşı ki konakta

diye...Kim bilir kim yakmış bu türküyü..Kütahya'da eli kınalı, üstü çatkılılı(Çatkılı:cepken ve şalvar), başı bürgülü kadınlar alırlar ellerine bir çift kaşık..söyleye söyleye,kaşıkları vura vura oynarlar güzelim oyunu...Onun öncesi erkekler ağır ve vakur bi şekilde "Elif dedim be dedim" türküsünde ciddi ve cesaretli bir davranış sergilerler..Hey gidin efeler...

Tam 11 sene oldu..halkoyunlarına başlayalı...Her oynayışımda..hangi yörenin kıyafetini giyersem..hep diyar diyar gezmiş olarak hissederim kendimi...Trakya,Burdur,Diyarbakır,Urfa,Muş,Bitlis,Muğla-Fethiye,Malatya,Artvin,Van..daha aklıma gelmeyen bazı yöreler...bunlarla büyüdüm ben..

1.sınıfta arkadaşlarım saklambaç oynarken ben Çökme oynardım.. herkes gençleşip o dönemin müziklerini dinlerken ben yörelerin kareografi ile müziklerini çalışırdım...herkes hobi olarak gitar vs. çalarken, ben davul zurna ile halay çekiyor, kemençe eşliğinde horon tepiyor, sipsiyle teke zortlatması oynuyordum...herkes kardeşine veya komşusunun çocuğuna ders çalıştırırken..ben okulumda halk oyunları öğretmenliği yapıyordum...derken dolu dolu 11 sene oldu...bende güzel hatıralar...bir çok hafif tebessüm,kulislerde yankılanan bir çok kahkaha, çalışmalarda bir çok kızgınlık ve kafamda davul tokmağı, yarışma anlarında ve öncesi koca bir heyecan, dönem sonları da bir çok buruk ayrılık, İstanbul'dan ayrılırken de koca bir acı bıraktı...

Hiç unutmam Burdur Türkülerini..kulağımda çığım çığım çınlar..Elindedir Bağlama, Çek Deveci, Gabardıç, Goca çamın gürlemesi...Yahut sarp dağlarıyla Artvin’in Ata ve Şavşat Barı...

Annem hep "oynamadan duramaz mısın ?" der...sanki oynamassam,parmağımı şıklatmassam..veya iki elimde bir kaşık şaklatamazsam yaşayamam gibi geliyor...Düğünlerimiz az oluyor belki ama..Çankırı üç ayağı, ve ya bir Makedonya payduşka'da başta hep ben olurum..bensiz oynadıklarında bir eksikliğin farkına vardıklarını, eğer kalkıp oynamazsam oynanamayacaklarını benim gibi "kös kös" oturacaklarını söyler hep aile fertleri...

Ölümüm bile belki böyle olacak diye düşünüyorum...ya bi gün Delilo oynarken..ya da bi gün Teke zortlatması oynarken...Yahut Horon teperken ve ya hora oynarken..

25 Ekim 2010 Pazartesi

Seslerine Bayılıyorum...

Farslar..

İran'ın yerli halkı Farslar yada Persler...
Hani bir inanış vardır, Hintlerin seslerinin doğuştan güzel olduğu söylenir...Farslarda öyledir..doğuştan hem kendileri hemde sesleri güzeldir...
Sıcaktan kararmış göz çevrelerine koyu sürme çekerler, güzelliklerine güzellik eklerler Farslar..seslerine de...

 İlk defa "Aini Bahai Naw Ruz" adlı programda izledim onu youtube'den...hatta "Bucak" adlı üçlü gurubumda söylediğim ilk yabancı halk müziği de burada söylenen "azadi"şarkısı ( şarkının adını tam olarak bilmiyorduk,şarkı içinde geçen "azadi" kelimesini şarkı ismi olarak kullandık) velhasıl o güzellik abidesi..Marjan Vahdat...yada hem ses ortağı, hem güzellik ortağı, hem de ablası Mahsa Vahdat ile..

İlk doğan Mahsa Vahdat...1973/Tahran
1993 yılında Tahran Sanat Üniversitesi'ne girdi...

Marjan Vahdat...1976/Tahran
Geleneksel Fars Şan Eğitimi aldı.

Mahsa&Marjan Vahdat iklisi İran'da, İtalyan konsolosluğunun yazlık bahçesinde gizli( gizli çünkü İran'da kadın sanatçıların karma bir topluluk önünde konser vermesi imkansız ancak solist olarak bir erkek olmalı, kadın ise ikinci planda kalmalı) başlarını kapatma zorunluluğunun olmadığı bir akşam konser vermişler...
                                                                  (Soldan,Sağa:Mahsa&Marjan Vahdat)
"Songs from a Persian Garden" adlı bir resmi albüm çıkardılar ve albümü yaparken albümün çıkacağına inançları yoktu...ama bir ilki başardılar... Marjan Hanım İtalyan Konsolosluğunun "Persian Garden"ında verdiği konserden yaşadığı heyecanı şöyle dile getirmiş

"Öncelikle unutulması mümkün olmayan muhteşem bir anı oldu bu konser her ikimiz için de. Hayatımızda ilk defa karma bir seyirci önünde herhangi bir kısıtlama olmadan müziğimizi icra edebilmek inanılmaz bir duyduydu. Varsayalım böyle benzer bir konseri halka açık bir yerde vermek isteseydik (ki bu mümkün değil; zira biz kadın sanatçılarız), öncelikle birçok devlet kurumundan, kültür bakanlığından her konuda ve aşama hakkında izin almamız gerekirdi. Okunacak şiirden müziğe, arka planda kullanılacak dekordan en ufacık ayrıntıya kadar resmi kurumlardan onay alınması gerekirdi. Bu haksız kısıtlamalardan dolayı İtalyan Konsolosluğundaki gizli konser için izin almadık ve başımızı örtmek mecburiyetinde kalmadan, istediğimiz ve beğendiğimiz, sadece bizim seçtiğimiz şiirleri okuyup müziği çaldık. İtalyan Konsolosluğu tarafından korunan bu Pers bahçesinde öyle özgür, rahat ve en önemlisi güvendeydik ki bu ilham veren güzel bahçeyi doyasıya yaşadık. O gecenin bir diğer önemli anısı ise ninnilerimizi Norveçli ve İranlı müzisyenlerin desteği ile orada çalışanlara, sokaktan geçenlere, zira konser mekânı açıktı, dinletebilmiş olmaktı."


Müthiş bir sesleri var,insanın içine işleyen,insanı uzaklara götüren..özellikle,Marjan Vahdat'ın seslendirdiği ve erbanesi ile eşlik ettiği "Rumi" adlı şarkı beni uzaklara ve geçmişe götürdü, Farsça bilmiyor olmama rağmen...Türkiye'den Kardeş Türküler ve Aynur Doğan'ı takip ediyorlarmış Mahsa&Marjan Vahdat ikilisi...
İtalyan Konsoloğluğunda söylediğini anladığım(alkış seslerinden) bir şarkı daha var.."Haleili" adlı çok güzel bir şarkı,...Bir Türk olarak bu tür şarkılardan etkilenmem sizce doğal mı ?...bence gayet normal...

Artık Türkiye bu iki sanatçıyı davet etsede kulaklarımızın pası şöyle güzel Farsça şarkılarla silinse...

                                                                ...Ljubav

Eyvah N'apıcam Ben!!!

Allah'ım Ben Onsuz Ne Yaparım,
Onu Şu Zaman Zarfında Çok Özleyeceğim,
Allah'ım,Niye Aldın Onu Benden,
Niye Çekip Aldın Filizlerini Benden,
Ellerimi Ondan Çektin,
Onu Benden Çektin,
Ellerim Bomboş Kaldı,
Yüreğim Buz Tuttu,
Ellerim Yine Bomboş,
Dudaklarım Hissiz,
Ben Sensiz Ne Yaparım,
Kırmızısına aşığım,
Rüyalarımı Süsleyen Güzellik Abidesi,
O Güzel Yeşil Şapkana,
Sırıl Sıklam Eridiğim,
Canım Domatesim...:D

Evet ne beklediniz ne çıktı değil mi?..:D..valla napıcam ben ya domatessiz...biliyorsunuz domates hikayemi..çıktımı sana kilosu 10 liraya...Artık alınan harçlıkları bitirmek yok...biriktirip domates alıp zula yapıcam...hele hele şu iki gündür "Allah rızası için iki domates parası ,Allah hayırlara versin abi, Allah kazadan beladan korusun abi iki domates parası.." diye dilenesim yada "abi iki domates parasına mendil abi..abi mendil alır mısın..bak abi iki domates parasına mendil.." ya da " abi sileyim camlarını ya..vallayi çukta ucuz Alla'ıma..vallayi ya..iki domtes parası be abi ya.." diyip sokaklarda dolaşasım geliyo..atcam kendimi minareden aşağı...ulan güzel fikir haa.." bana iki kilo domates getirmesseniz atarım kendimi...."...

Ah domates domates güzel domates..neylerim sensiz ben..

19 Ekim 2010 Salı

Büyükpark...Oley!

11 EYLÜL 2010 TARİHLİ YAZIM....

Evet...güzel yer büyükpark...eşsiz bi yer...havuzu şırıl şırıl...huzurla dolduğum yer olma özelliğini kazandı...mutlu olabileceğim tek yer olacak zannımca...bu arada bu yazım cep telefonumdan yazdığım ilk blog yazım ve şu anda büyükparkta size bu satırları yazıyorum... yalnız biraz zor geliyo...e iki aydır telefonun şarjı yoktu...ellerimi kullanmayı da unutmuşum...(ayrıca satır başıda yapamıyorum ama eve gidince düzeeltirim..).ne demeli bilmiyorum...büyükparkı kendi gözlerinizle görmelisiniz...havuzunda bazen hüzün,bazen neşe hakim...bana mutlu başlangıçlar ya da hazin sonların peyda olduğu günler gösterecek belkide...merakta insanı alıkoyuyor...ne olur zaman hızlı ak tamam mı ?... merakta koyma insanı...yeter ki hızlı geç...hep acı dolu günler göster,razıyım... Tepemden yavru bir yarasa uçuyor...akşam ezanı duyuluyor...cırcır böcükleride eşlik ediyor çam ağaçlarında...tam karşımda yarım hilal gökyüzünde...İzmir...sende geçirdiğim ilk akşamım sokaklarında...