Sayfalar

15 Ocak 2016 Cuma

Halamın Günceleri 5 : Gülümser Ne Yapaciz Şimdi

Bilmeyim Kızan
Sanayidim ki kalbim agzımda atay,üle korkmişidım ki.
Ablam dündi "Şimdi ne yapaciz Gülümser" dedi.
Bilmeyidım ne yapalım.
Azimet abi koşmamızi sülemişti.
Var gücümüzle koşaydik.
Bilirım.
Arkası aydınlıkti.
Silistre'nin ardı aydınlıkti.
Rab o günleri güsterecekti bilirdım.
Şansımızaydi bizi orada bekleyen Romanya takası.
Yine tekrarlandı dudaklarımda;
"Feinne meal usri yusra.İnne meal usri yusra"...
Ayet-i Kerime'de dediği gibi
Her zorluta şüphesiz bir kolaylık vardı.

Bu Yazımı Yüreği Güzel Bir  Pomak Arkadaşıma,Efe'ye Adıyorum...

Yine her gece ki gibi nargilemiz yanıyordu.
Halamın gözleri buğulu buğuluydu her zaman ki gibi.
Önce Fatme halamın ellerini tuttu,kardeşinin gözlerine baktı uzun uzun.Külde pişen Türk kahvesi,özel yapılmış kaymaklı lokumlar kadar tatlı değildi anlatılanlar.Gerçekten öte varolan kaderdi....

Günlerce yol gitmişler; yorulmuşlardı.Varna'dan Silistre'ye kadar.Yorgunlardı.Sınır boylarını geçmek o kadar bitkinleştirmişti ki onları.Yolculuk için sığındıkları bir Romanyalı aile,onlara yol gösterici olmuşlardı Köstence'ye kadar gitmelerine.

Milislerin anonslarından sonra Tuna'ya koşmuşlardı.Son çareydi belki de Tuna nehrine atlamak. Ölümde vardı belki işin ucunda; belki de özgürlük.
Romanyalı takacının alışkın olduğu bir durumdu Tuna Nehri'nden kaçakları geçirmek.Her zaman ki gibi olağan bir gündü.Gel gör ki bu sefer durum farklıydı.
Balıkları altına saklamıştı onları takacı.
Milisler takacıya buralarda kaçak görüp görmediğini sormuşlardı.Takacı burada kim olur ki diyerek milisleri terslemiş onları başından savmıştı.
Her zaman ki gibiydi.
Eve vardıklarında ilk iş seslenen takacıydı.
Tam bizim Türk usulü ; "Hanım,misafirlerimiz var".
Güleç bir kadınmış kapıya çıkan.Halam ondan bahsederken "Evrenin en güzel hatunu" diye bahsederdi.
Beyaz tenli,iri simsiyah gözleriyle güleç küçük dudaklar.Üstünde bir beyaz elbise,önünde bağlı olan bir dokuma önlük,sırmalı yarım bir cepken;sımsıkı ve özenle örülmüş siyah saçlarını kapattığı pembe bir şami(yazma) tam bir peri kızı gibiydı der halam.
Hiç yabancılık çekmemiş.Sanki uzun zamandır tanıyormış gibi bu aileyi. Ne var ki kadının  bazı tavırları ve hareketleri dikkatini çekmiş.Fatme Halam olan biteni anlatırken kadının yüzünde ki iğrenme duygusunun açık ve belirgin olması,nefrete bürünmesi gibi.Daha sonradan öğrenilir ki bu kadıncağızın erkek kardeşi ise Sofya'ya çalışmak için gitmiş ve orada sağlam bir devrimci olarak "Türkler'e,Bulgarlar'a,Halka Yaptığınız Zulme Son Verin" gibisinden attığı bir slogandan ötürü tutulduğu bir karakolda işkence görerek öldürülmüş.
Ne yazık ki haberi çok geç ulaşmış kendisine.
Kardeş acısıyla yanarmış kadıncağız.
Bilinmezlik ya işte insanın içini kemiren.
Bunu en çok benim ailem yaşadı. Bulgaristan'da,Kosova'da,Bosna'da,Makedonya'da...
Suçları bütün Balkan ülkelerine dağılmaktı haliyle.Bilemezlerdi böyle olacağını elbette ama rahmetli eniştem hep bir araya toplamaya çalışmış tüm çocuklarını. "Bal kadar güzel,kan kadar acıdır Balkanlar" dermiş evlatlarına bir araya toplayabilmek için.Bahtı yokmuş ömrü vefa etmemiş ama sanki geleceği görmüşcesine konuşurmuş.Hatta Fatme halamın Bulgaristan'a gelin gitmesine önceleri karşı çıkmış fakat halamın da köye misafir gelen bu gence gönlünü kaptırdığını öğrenince elbet ki karşı koyamamış evladının yaşadığı gönül acısına.
Zaman zamanı kovalamış Bulgaristan'da.
Önce Çingeneler'in adları değiştirilmiş.Ardından sıra Pomaklar'a gelmiş.Garipler samanlıkta ki civcivlerine kadar öldürülmüşler.Köylerinde tek bir canlı civciv dahi kalmamış.

Bu ilk değildi aslında.
Daha önceleride yapılmıştı aynı şeyler.İsim ve din değişiklikleri.Her defasında kendilerini dış dünyaya duyurabilmişlerdi fakat ters giden şuydu.
Tarihten bu yana bakarsak şayet.
Fazla geçmişe gitmeden paylaşayım sizlerle.
1912-1913 Yıllarında patlak veren Balkan savaşlarında güçsüzleşmiş olan Osmanlı'nın ardından ilk işlemler başlamıştı.Pomaklar'ın 11.YY da bölgeye gelen Kıpçak ve Kuman Türkler'i olduğunu,zamanla Slav empozesine uğradıklarını savunan İngiliz tezleri mevcuttur. Osmanlı'nın bölgeye gelişinde yardımcı oldukları içinde Slav dilinde "Pomagaç","Pomoçi" gibi yardımcı anlamına gelen sıfatlar yakıştırılmış ve kendi istekleriyle İslamiyet'i seçtikleri söylenir.
Fakat bugün Balkanlar'da dili Slavca dini Müslüman olan bir çok grup vardır.Makedonya'da Makedonca konuşan Müslüman Makedonlar yani Torbeşler,Kosova'nın güneyindeki dağlık bölgede yaşayan konuştukları dil için Kosova anayasasında geçen tanımda "Boşnakça ile Makedonca arası bir dil konuşurlar" diye tanımlanmış olan Goralılar yani Dağlılar gibi sayılabilir. (Gora; Dağ)
Bulgaristan ve Yunanistan'da yaşayan Pomaklar'ın konuştukları Pomakça'dan dolayı ve dilin Bulgarca'ya benzemesinden dolayı Bulgar Müslümanlar olarak addedilmiştir.Yunanistan ise eski Helenik Yunanlılar olduğunu iddia eder.Ne var ki her şey bir yana Bulgaristan'ın bugün hala devam eden kirli politikası Gora'ya kadar uzanmış; oradaki Goralılar'a Bulgaristan pasaportu dağıtmaya başlamış,bölgedeki işsizlik ve geçimsizlikten dolayı nüfus buna Avrupa Birliği ülkelerine geçiş yapmak için bir kapı olarak kabul etmiştir.Öte taraftan Sırbistan'ın bağımsızlığını almış Kosova üzerinde bitmek tükenmek bilmeyen politikaları,Makedonya'nın da son yıllarda dahil olduğu bu güruh Goralılar'ı asimile etmek için dağıttıkları pasaportlar onlar için bakkalda satılan sakızı almaktan daha kolay.
En öenmli konulardan biride herkesin bildiği bir ayrıntı olamamakla benim dikkatimi en çok çeken Osmanlı ile Balkanlar'a dair yapılmış her anlaşmada bölgede ki ahaliden bahsederken örneğin; Bulgaristan'da ki Müslümanlar'ın eğitim ve öğretim hakkı koruma altına alınacak,aynı zamanda Osmanlı tebasında bulunan Rumların,Bulgarlar'ın  vs. eğitim ve öğretim hakkı güvence altına alınacak gibi ibareler görmek her devletle yapılan bölgede ki hangi ırk söz konusu olursa olsun Türk,Pomak,Patriyot,Arnavut,Torbeş vs. her kesimi Müslümani bir toplum oluşturarak tarihe geçecek evraklarda bu şekilde yer almasıda benim açımdan ayrıca bir düşündürücüdür.
Örnek olarak 1923 Mübadele Anlaşmasını incelemenizi öneririm.
Çünkü bu anlaşmada tek bir kelime Rumca bilmeyen Karamanlı Ortodoks Türkler,Gagavuzlar'da mübadeleye tabi tutulmuş,aynı şekilde Balkan Türkleri haricinde Selanik/Karacaova Pomakları,Patriotlar ve Çameriya Arnavutları'da mübadele içerisinde dahil olan Balkan yerleşikleridir.
Pomaklar'a tekrar geri dönersek; Pomaklar Balkanlar'da;Bulgaristan güneyinde bulunan Rodop Dağları'nda ve Yunanistan tarafında ki Güney uzantısında yaşarlar.Özellikle bugün biz Türkiye güruhunun "Batı Trakya" dediği bölgede de yaşamaktadırlar. Örnek vermek gerekirse bilen çok azınlıktadır Necla Nazır İskeçe/Yunanistan doğumlu bir Pomak'tır.
1913 Devin Köyü Bulgarlaştırma İşleminde Vaftiz Töreni

Konuyu fazla dağıtmadan devam edersek 1912-13 senelerinde Osmanlı'nın bölgede ki mağlubiyetinden sonra Rodoplar'da bilhassa Pomaklar'a yönelik isim ve din değiştirme çalışmaları olmuştur.Bu ilk Bulgarlaştırma hareketi için "Pokrıstvane Ha Pomatsi" yani "Pomakların Dönüşümü" denilmiştir.Silah zoru ile bir çok Pomak Bulgar ismi almak zorunda kalarak dinlerini değiştirmişlerdir.
İlk olarak Pomaklar'dan başladılar çünkü dil yapısından bunu kanıtlayacak en büyük tezleriydi,kendilerini bunu yapmakta haklı buluyorlardı fakat Osmanlı'nın tavrından da çekinerek geri adım atmak zorunda kalmışlar Müslüman yaşantılarını,isimlerini ve geleneksel kıyafetlerini geri almışlardır.
1937-38 Senelerinde Smolyan(Paşmaklı)'da kurulan Drujba Rodina Cemiyeti ( Rodina Kardeşlik Cemiyeti) Pomaklar'la Bulgarlar'ın kardeş olduklarını empoze etmek için çalışmış,doğan çocukların isimleri Bulgar ismi olarak yazılmış;o günleri yaşayanların anektotlarıyla "Kan Kusturmuşlardır".Türkçe yine yasaklıydı.




O Dönemlerde Drujba Rodina Tarafından Basılan Dergiden Bir Kesit

1944 senelerinde Bulgaristan'da kurulmuş olan Komunist rejim bu havayı biraz daha yumuşatmıştır.Çünkü ülkede tarımı sadece köyde yaşayan Türkler,Pomaklar sağlıyordu. O yüzden tekrar Türkçe eğitimler gibi yenilikler,Türkçe çıkan dergiler söz konusu olduysada fazla uzun sürmemiş.1950'li yılların yarılarında Türkçe eğitim tamamen durmuştur.
1945'li seneleri takriben Pomaklara yönelik zulümler yine başlamış bu senelerde Yunanistan sınırında yakınlıkları 30 km olan bazı köyler boşaltılmış,kimi köyler ise 1950 yılında giriş-çıkış için izne tabii olmuştur.Bu durum 1992 yılına kadar sürmüştür.
1950-55 senelerinde Tatar ve Çingenelerin adı değiştirilmiş,dilleri ve geleneksel kıyafetleri yasaklanırken  1956 senesinde ki sayımda Pomaklar kütüklere Bulgar olarak kaydedilmiştir.
1964 senesinde bu tutumdan vazgeçmişler ve Türkçe isimler tekrar iade edilmiştir, fakat işler 1970 senesinde içinden çıkılmaz bir hal almıştır.
17 Haziran 1970 senesinde BKP (Bulgaristan Komunist Partisi) aldığı kararla Pomaklar için tekrar işleme başlamış,1974 senesine kadar zorla Bulgarlaştırma işlemlerini tamamlamışlardı.
17 Temmuz 1970 senesinde ise alınan çok gizli karar statüsündeki 549 kararla silah zoru,tehditle milliyet ve din değiştirme işlemlerine hızlandırmışlardır.Aynı tarihte YUGOSLAVYA TV'nun Pomak Katliamı adıyla 17 Temmuz 1970 tarihinde yayınladığı görüntülerde Meriç Nehri Göl Barajı kenarında yaklaşık 1000 kişinin cesetleri gösterilmiş ve kamuoyuna duyurulmuştu.
Halamın endişeside işte bu zaman çıkmış.
1972 yılında Kaddafi bölgeye bir heyet göndererek yapılan bu tutumun bir önce sonlandırılması adına nota vermiştir.İşler daha da çıkılmaz hal alınca Libya'da ki Bulgar vatandaşlarını sınır dışı etmiştir.
İlk direniş ise 1972 yılında bir Pomak köyü olan Ribnovo'da yaşanmıştır.
Ribnovo köylüleri isimlerini değiştirmeye gelen milis ve görevlileri kazma,kürek,sopa gibi araçlarla kovalamış,milislerin silahlarınıda almışlardır fakat iki günün ardından sonra kendi istekleri ile karakola giderek silahları iade etmişlerdir.
Fakat acıdır ki bu masum insanlardan olan bugün ki adı Blagoevgrad,o zaman ki adıyla Gorna Cumaya(Yukarı Cuma) ya bağlı Kızanlık Köyü Pomak Ahalisi her köy gibi 1972 senesinde Bulgarlaştırılmaya tabii olmuş,bunu reddeden köylüler parasız çalıştırılmış,en sonunda bir samanlığa doldurulmuş üç gün üç gece açlığa susuzluğa maruz bırakılmış ama buna rağmen isimleri hala kabul etmedikleri için samanlık tutuşturulmuş ve insanlar diri diri yakılmıştır.
1978'e kadar bir çok Pomak köyü kendilerini köylerini savunmuş fakat ağır silahlara ve toplara daha fazla dayanamayarak ülke içlerine kaçarak o karışık dönemde Bulgaristan'dan Türkiye'ye göçen Osmanlı Türkleri'nin evlerine yerleşmişlerdir. Fakat 7 Temmuz 1978'de yönetim Pomaklar'ın;Türkler'in yerleşim yerlerinde ikamet etmelerini ve yaşamalarını yasaklamıştır,bölgeye girişine izin vermemiştir..Çünkü Pomaklar'ın ve Türkler'in dayanışması bu durumu etkileyebilirdi ki nitekim bu çerçevede,Osmanlı'dan kalan Türkler'in Pomaklar'a karşı olan ilgisizliği kendileri için 1984-1989 dediğimiz,Bulgaristan Türkleri için cehennem olan "Soya Dönüş Projesi" dönemini getirmiştir.

(İlerleyen dönemlerde ki yazımda; halalarımdan yaptığım alıntılarla,gerekse Nazım Hikmet'in Bulgaristan Türkleri'yle yaptığı miting konuşması gibi ayrıntılarla sizlerle paylaşacağım...)

Tebe Kızan;
Sonra bilmeyim ki ordan bi otobusa bindık,hem gelmişız burayi.Bende bilmeyidım,nasıl geldık nasıl ettık.Seneler büle geçti.
Yer bu ka fazla konuşmişım...Kalani übür gece artıgına...
Ayde ben giderim,epınızi ayırli sabahlar.

Yine sabahtı işte,Pelister dağlarından doğan güneş kirpiklerimin arasından süzülerek selam veriyordu benliğime.
Günaydın Gündöndüler,Günaydın Tütüne Giden Teteler,Günaydın...

7 Ocak 2016 Perşembe

Halamın Günceleri 4 : "Mislislerin Dikkatine ; Sınırda Kaçaklar Var !! "

Raametli Anacigım Ezberlettırmiştı Beni (H)em Kızkardaşlarımi..Tebareke'den Başlayip Yasin'e Kadar Okuridim.
O Gece Evden Kaçarken Derede Abdest Aldım. Başladım Okumayi.Ben Sanardım Yol Boyunca Tebareke'yi Bitirdim,Yasin'e Geçtim; Megerisem İki Saattir Sübhaneke'yi Okurmişım (H)eyecandan.
Günlerce Yol Gitmiştım.
Aç,Susuz.
Ekmek Yok,Bulgur Yok.
Köstendil Sınırını Samanle Dolu Bir Arabayle Geçtım.
Elimde Sayte Pasportle.
Oralarıni (H)iç (H)atırlamayim.
Nasıl Çıkaracaktım Kardaşımi Oradan Bilmeyidım.
Sınırı Geçtıgımızda Güneş Dogayidi.

Uzun bir vakitti.
Evliliklerini anlattığı bir geceden öbür gecede Bulgaristan olaylarına geçmesi,anlatması çok dikkat çekiciydi.
Gittiğim her defasında zorla yaptırırdım Türk kahvesini.
Kendi elleriyle sardığı tütün hakeza.
Sigaramı yakıp bir fırt çektim.Gökyüzüne üflediğimde parçalanarak kaybolan sigara dumanını izlerken gecelik sandık açılmış ve halamın incileri dökülmeye başlamıştı..
Her şeyden önce o korkusuz cesur kadın bile çok korkmuş. Olanları anlatırken sanki o anı tekrar tekrar yaşıyordu canım benim. Elimi sımsıkı tutuşundan,o kapkara gözlerinde ki dehşet sahnelerini tekrar gördüğünü,anlardım çok korktuğunu.
Gerçekten hatırlamıyor bazı şeyleri. Doktor kafasını vurduktan sonra bir çok şeyi zaman zaman unutup zaman zaman hatırlayabileceğini söylemişti. Bosna Savaşı'na giderken İtalya'ya nasıl gittiğini hatırlamaz mesela. Arada bir kısa sürelide olsa neden küstüğümüzü unutur tombalağım :) ( Kendisiyle bir seneye yakındır küsüz)

O günlerde bir kaos gidiyordu. Her şey yasaktı.
En sık dönemdi 1984-1989 Dönemi.
Türkçe YASAK !
Ezan YASAK !
Türk Halk Müziği ve Köçekçe Havalar YASAK !
İslamiyet YASAK !
Mahalli Türk Giyimleri YASAK !
Bulgaristan'da kağıt üstünde artık Türk yoktu. Sanki hiç olmamıştı. Ülkenin yarısı sürgündeydi.
Türkleri ve diğer azınlıkları savunup,bunun yönetim şekline aykırı olduğunu söyleyen Bulgar aydınlar,profesörler,bilim adamlarıda Belene Adası'ndan nasibini aldılar.
Sünnetli olduğu için,Bulgar ismini reddettiği için,oğlunu sünnet ettirdiği için,Türkçe konuştuğu için Belene Adası'nda senelerce işkence çektiler.
Bulgaristan'da ki Diyarbakır Cezaevi işte senin anlayacağın.
Aynı senelerde.
Biri doğunun ucu,diğeri batının bucağı.
Birisi Türkçe konuştuğu için işkence gördü,diğeri Kürtçe konuştuğu için işkence gördü..
Zalim her yerde zalim,zulüm her yerde zulümdü işte.

Halam Köstendil sınırını geçtiğinde içinde bir ferahlık hissetmiş nedendir bilmez. Tek bildiği hayal meyal hatırladığı ablasının evi.Ah bir hatırlasa keşke yemin ederim roman yazardım.Zaten kendisinin mutlaka bu konuyla ilgili zorlamaları,hatta hatta ıkınmaları çok meşhurdur :D Şaka değil gerçekten ıkınıyor hatırlamak için kendince.

Nasıl varmıştır Bulgaristan'a hala bilinmez bir sırdır aslolan.
Ama bilinir ki her biri gerçek var olmuş olanlardı,tarihte yerini almış olan kapkara olaylardı.
Sizi öylesine kara bir olaya götüreceğim ki; belki bildiğinizi belki bilmediğiniz bir olay.
Küçük Türkân'ın olayı.
Onun dilince Kızı Botuş yani kendine alınacak olan Kırmızı botuşlarındaydı aklı Türkan'ın.Çocuktu işte.Onun dünyasında milliyetçilik yoktu.Herkes insandı. Etrafındaki bu telaşa ve hareketliliğe anlam veremiyordu.Onun aklı sadece kırmızı botuşlarındaydı.
Bir an önce alsalardı bari,tek derdi geceleri bile sorduğu botuşlardı.
Fakat onun saf ve tertemiz dünyasının dışında yaşadığı dünyada çok daha farklı şeyler olmaktaydı.Tüm soydaşlarının isimleri değiştirilmiş,kısıtlanmışlardı.Buna dur denilmeliydi.Kayalobalı'lar harekete geçtiler o gün. Amaçları Mogilyane'ye gidip isimlerini istemekti. Annesinin şelvarından tutuverdi.Lütfen şalvar değil; şelvar.
Anası Fatme kızı Türkan'ı sırtlayıverdi. Koyuldular Mogilyane yoluna.
Bekledikleri gibi karşılanmadılar Kayalobalı'lar.
Derken o gerginliğin ardından milisler ve halk birbirine girmiş;yumruklar konuşmaya başlamıştı derken silahların konuşmasıda gecikmedi.
"Kan akıyeri Fatme aba,kan senden akıyeri aba" diye bir ses duymuştu Fatma Hanım.
Kendini yoklamıştı hiç bir şeyi yoktu ama; biricik evladını çevirdiğinde o konuşan silahların 17 aylık Türkan'ı alnından vurmuş olduğunu gördü.
Bu kıyılmış olan canlardan biriydi sadece;daha neler neler vardı halkın dilinden anlatıla gelen neler vardır bilseniz.

Ne zaman Türkan bebek olayı açılsa,gözleri dolar.
Kız kardeşini nasıl kurtardığını çok iyi hatırlar.
Gözlerimi diktim gözlerine,psikolojik baskı yapıyordum; kaçak olayını anlatması için ve en sonunda dayanamayıp  "ey süleycem süleycem o kaçaklar kim idi,çatladın more" diye kahkayı patlatıp başladı anlatmaya.

Plana göre; eğer ki sınırda farkedilirlerse; suç Gülümser halama atılacaktı.Hatta gerekirse Fatme halam zorla kaçırıldığını söyleyecekti.Önemli olan ilk önce sınıra kadar fedailik yapıp onları götürecek birileriydi.
Nereden bulunacaktı ? Gülümser halamı Köstendil'den geçiren adama ulaşamazlardı tekrardan.
Sınıra yakın bir ile gitmekti amaç öncelikle,fakat şehirden şehire bile gitmek zordu.
Derken kapı çalınmş yürekler ağıza gelmişti.Gelen ise komşu Lalahan ablaydı.
Lalahan abla Gülümser halamı tanımış;olanları duymuş,hatta kendisinin eşide Belene Adası'nda öldürüldüğü haberini yeni almıştı.Durumu onada anlattılar.Lalahan abla abisinin onları sınıra götürebileceğini söylemiş onlara bu zorlu mücadelede destek olmak istemiş.

"Allah ruhunu şad etsın,Yattigı yer cennetmekan olsun inşala. Agasıyle konuşmiş yalvarmiş,yakarmiş razı etmış.Ne vakıttır rüyamda görmişım,megersem ülmiş.
Bu gelin ögleden biz gidesiye ka oturup Kuran okumiş bizim içın.Gece vakıt varidi belki saat 2.
Bir kamyonetin arkasına bindık.Lalahan'ın agası sınırdan insanlari kaçırırmiş.Sagolsun bizida yardım etti.Tam ormanlıkidi geldıgımız yer.O ka zordi. İşin ucunda ülmekta varidi.Sınır sınır diyıl. Sanırsın dünyanın en degerli hazinesi saklanır Bulgarya'da.

Önce Besmele çektı Azimet abi
"Bismillahirrahmanirrahim"
Yapılan iş gerçekten o kadar zordu ki.Rabbin yardımına ihtiyaçları vardı.Gerçekten bu işte zorluk vardı.Kolaylıkta bu zorluğa sebep veren Yaratan Rabb'in elindeydi.
Elektrikli tellerdi önce kesilecek olan.Dudaklarından döküldü;
"Feinne meal usri yusra.İnne meal usri yusra"
(Elbette zorlukla birlikte kolaylık vardır.Gerçekten zorlukla birlikte kolaylık vardır.)
O kadar tembellerdi ki o sınır milisleri. Nasıl olsa kimse geçemez;geçmeye çalışan ölür diye kontrol etmemişler bile.Azimet abinin daha önce temizlediği mayın hattından bile haberleri olmamış.
Sınır kulelerinde ki ışıklar sürekli dolanıp durmuş.
Yürekleri ağzında atmış tellerden geçerken.Ama daha bitmemişti.Gözlerden ırak olmalıydı bu kaçış.
Yaradan Rabb yüzlerine gülmüş olmalı ya; bir yağmur salmış ki.Tam kurtulduk derken; hani filmlerde de olur ya hep kahretsin bir hareketlilik baş göstermiş.Ağacın arkasına saklanmışlar.
Tarif edemem derdi halalarım.Gelen milisleri görünce ne yapacaklarını şaşırmış sessizce beklemişler.
Halamın anası gelmiş aklına "Oku kızcem,zorda kaldın mı oku"
"Ve cealna min beyni eydihim sedden ve min halfihim sedden fe ağşeynahum fe hum la yubsırun"
(Biz onların önlerine bir set,arkalarına da bir set çekip gözlerini perdeledik.Artık göremezler.)
Yasin suresi'nin 9.ayetiydi.
Rivayete göre bu ayeti düşmana görünmemek için okurlarmış.
Halalarımı dudaklarından dökülmeye başlamış ayet.Geçip giden milisler farkında bile olmamış bu olanların,onların hissetiği korkuları.Yola devam edecekken aksilik bırakmamış yakalarını; çalılara takılan halamdan çıkan ses birilerinin dikkatini çekmiş olmalı ki ses duymuşlar.
"Vnimaniye Militsiya; İma Nelegalnati Na Granitsata"
"Milislerin Dikkatine ; Sınırda Kaçaklar Var"...

Halamın Günceleri 3 :Kocamı Öldürdüler Ablam !! ; Fatme ve Gülümser Kazımovic

Vakıt Tito Üldi,
O Vakıt Parçelenmeye Başladi Yavaş Yavaş Ortalık.
Zaten Ne Vakıt Üldi Tito O Vakıt Sırplar Em Sülediler Büle
"Müslümanlar,Müslümanlar Kara Bulutlarınız Geleyi.Artık Sizi Koruyacak Bir Tito'nuz Yok"
Belliydi Gelsın Sıkleti Günlerimiz
Zaten Bir Çoğumuz Yugoslavya Zamani Dagildiler Çalışmaya Fabrikalara Hep Bosna,Kosova,Sırbistan,Karadağ..
Yugoslavya Dışında Bulgaristan'da Fatme Ablam Varidi, Arnavutluk'ta da Var Bir Kaç Akraba.
Bir Çoğu Zaten Makedonya'dan 1950-55 Arasi Yücelciler Olayından Sonra Güçtülar Anavatan'a.
Geri Dünenler Dündü...
Bilirsın Kan Aglaydık Ne Ka Vakıttı...

Halam gözleri dolarak anlatırdı o eski günleri.Kimsin ?, Nesin ?,Dinin Nedir ? diyen yokmuş o zamanlar.Kimse kimsenin tavuğuna kışt demez;kimse kimsenin karısına,kızına yan gözle bakmazmış.
Misal öyle aileler varmış ki ; Kocası Boşnak Müslüman,karısı Sırp Ortodoks veya kocası Hırvat Katolik,karısı Boşnak Müslüman.Veya Türk,veya Arnavut,veya Torbeş(Makedon Müslümanlar),veya Makedon veya falanca diye gidermiş...
"Ah Eski Günler" diye içini çekti önce halam,sonra başladı anlatmaya.
Daha doğduğunda Yugoslavya Sosyalist Cumhuriyeti 4 yaşındaymış.Manastır,şimdi ki Makedonca adıyla Bitola'da,sayılı Türk ailelerinden.
Fatme,Gülferi,Kerime,Gülümser,Hamden ve Hacize halam.Tam altı kızkardeş.Allah vermemiş büyük amcama erkek çocuk,o yüzden hepsi erkek gibi büyümüş. "Her şey çok güzelidi be kızan" der halam.Daha öncede anlattığım üzere rahmetli babaları ağa kızları olsalar bile okusunlar bizim gibi cahil kalmasınlar demiş.Çoğu farklı okullarda okumuş,halam önce Slovenya'da sonra Kosova/İpek'te okumuş.Çok uzun onun okul hikayesi onun için yazının ilk serisinden başlayın okumaya :)
Tito öldükten iki sene sonra eniştemle dünya evine girmiş ve çocukları olmuş boyunca.
Derken Yugoslavya'nın komşusu olan Bulgaristan'da patlak vermiş ilk olaylar Balkanlar'da.
Zaten halihazırda senelerce yapılan daha sonra vazgeçilen isim değiştirme politikaları 1974 yılında Bulgarca'nın bir lehçesini konuşan Müslümanlar yani Pomaklar'ın adları silah zoru ve çıkarılan tehdit kanunlarıyla tamamlanmıştı,Senelerce aynı problemi yaşayan Pomaklar sanki mezara girermişcesine senelerce öldürülüp diriltildi ( yani isimleri değiştirilip tekrar geri verildi) ve bu ölüm 1974 senesinde son bulmuştu.
Ve sıra Türkler'e gelmiş.

Malumunuz az çok bilirsiniz. O dönemlerde çocuk olanlar çok iyi bilirler; sarı saçlı mavi gözlü alışılmışın dışında kırık bir aksanla konuşan ilginç çocukları.
İşte önce o çocuklar asimile edilmeye başlandı."sizler Türk değil,faşist(kendileri halk cumhuriyeti ama yaptıkları faşizm değil zaten) Osmanlı tarafından Müslümanlaştırılıp dilleri unutturulan Bulgarlarsınız"denildi. Baktılar olmadı önce Türkçe konuşmayı yasakladılar.
Arkası kesilir mi ?
"Sizler aslında Türk olmayan Arap Osmanlılar'ın dinini benimsediniz"dediler Ezan ve ibadet yasaklandı.
Bir ateist olarak hala ki şiddetle kınarım; bir yerleşim bölgesinde ki halkın tarihi ve geçmişi araştırılırken mezar taşlarından yola çıkarlar.
İşte bunu bilen sözde sosyalist halk yönetimi olan faşizan devlet eski mezar taşlarını kazıttı,kırdırdı veya üstüne çimento döktü.
Hatta bununla yetinmediler; "ortak mezar,kardeşlik mezarı"dedikleri bir mezarlık oluşturuldu. Dinine,değerlerine,vecibelerine bakılmaksızın her ölen insan buraya gömüldü.
Bu bir hakarettir...
Bir çok tarihi eser yağmalandı,tahribe uğradı.Eski cumbalı Osmanlı evleri ve çeşmeleri tek tek yıkıldı.
Bugun ki Şumen(Türkçe adıyla : Şumnu) şehrinde ayakta kalabilen tek bir cami vardır;Tombul camii. Hani şu "ben sana adam olamazsın dedim" mevzuunun önünde geçtiği cami.O bari kurtuldu..
Sünnet yasak,Türkçe yasak. Sofya Radyosu'nda ki Türkçe yayınlar,Türkçe basılan dergiler,gazeteler.Evde bile yasak. Kurban bayramında kimin evinde daha çok et var diye dolapları didik didik etmeler. Artık o kadar paranoyaklaşmışlar ki; Bulgaristan'da yaşayan halam "abartısız süleyem kızan" diyerek anlatırdı. Adamlar baskın yaptıkları evlerde radyonun ibresinin en son hangi frekansta kaldığına(Türkçe mi Bulgarca mı yayın yapan bir frekansta kalmış acaba ?!) bile bakarlarmış.
En sonuncusunu biliyorsunuz.
"Namusum"dedikleri atadan kalan isimlerine el uzattılar.
Binlerce Türk'ün ismini değiştirdiler.
Veyase oldu Valentina. Yakup;Yakim,Zehra da Zlatka oldu...
Senin soyunun ismi Ibrahimov iken;sana dediler Stoyanev,senin öz kardeşin için ise Angelov dediler.Yani sana verdikleri soyismiyle bile sen bu dünyaya ağaç kovuğundan,yer yarığından çıktın dediler.
Yemin ederim her anlattıklarında kanım çekilir.
İsminden vazgeçmeyenler,Türkçe konuşanlar,uzun lafın kısası "Türkçe Islık Çalanların"  mekanı oldu Belene Adası Çalışma Kampı(!)
Her şey bir yana olanların en acısını paylaşacağım sizlerle..
Ama zamanı gelince demiştim..(Gelecek yazımı ona adayacağım)

Bilmeysın.
O gece Allaaann (h)ikmeti,biliriz ya olanlari. Her gün akın akın ya Avusturalya ya da buraya yani Yugoslavya'ya gelilardi..Güzimizz kulagımiz ep yollardaydi...Ama ulaşamaysık. Her gün her gün te buni arayiz ama ulaşamaysık. Malum; Bulgaristan'da memleket dışi telefon,posta,telgraf YASAK!
Tegana(birden) içim geçmiş burda,rüyamda Fatme ablami gürdüm. Ama ne aglay ne aglay "ablaaamm,ablasının gülü kocami üldürdülarr"taa ki uyandıgım gibi telefoni aldım elime derken hat düşti mi ?! Fatme açti telefoni.
Em aynen süledi;
"Kocami Üldürdülar Ablasi ;Gel Kurtar Beni"...
Sonra hattan düşti...
Kuran'ı Kerim için idi yeminim olsun.
Sınırı geçip Fatme'yi kurtaracaktım...

Bir an durdu.
Gözlerinde ki yaşı sildi,sonra Fatme halamın gözünde ki yaşları sildi.
Elinde ki sigaradan derin bir nefes aldı.
Karşımızda duran Pelister dağına uzun uzun baktı. Sanki bir beklediği vardı Gülümser halamın; olayları birlikte anlatmak istediği bir beklediği...
Biz heyecanla beklerken o sadece sustu.
Sonra bana dönüp ; "Bilirım heyecanli bekleysın kızan,anlattıracim olanlari" dedi ve sabahın seherinde ağlamaktan şişen gözlerimizle uyumaya gittiğimizi hatırlamak bir yana,sanki daha dün gibiydi...

Biliyorum,çok uzun zamandır yazamıyorum sevgili okurlarım; bir GSM firmasında uzman müşteri temsilciliği yapıyorum çağrı merkezinde.Vakit kalmıyor inanın. Özel Müşteri Temsilcisi o kadar kolay yetişmiyor ki :)
Aldığım yıllık izinde Kosova'ya giderken yazıyı tamamlamak istedim.
Yazımın devamı hazır :) Merak etmeyin :) ama biraz geçmeli :)
Sevgiyle kucaklıyorum hepinizi :)
Hürmetler :)

                                                                             ...Ljubav