Sanayidim ki kalbim agzımda atay,üle korkmişidım ki.
Ablam dündi "Şimdi ne yapaciz Gülümser" dedi.
Bilmeyidım ne yapalım.
Azimet abi koşmamızi sülemişti.
Var gücümüzle koşaydik.
Bilirım.
Arkası aydınlıkti.
Silistre'nin ardı aydınlıkti.
Rab o günleri güsterecekti bilirdım.
Şansımızaydi bizi orada bekleyen Romanya takası.
Yine tekrarlandı dudaklarımda;
"Feinne meal usri yusra.İnne meal usri yusra"...
Ayet-i Kerime'de dediği gibi
Her zorluta şüphesiz bir kolaylık vardı.
Bu Yazımı Yüreği Güzel Bir Pomak Arkadaşıma,Efe'ye Adıyorum...
Yine her gece ki gibi nargilemiz yanıyordu.
Halamın gözleri buğulu buğuluydu her zaman ki gibi.
Önce Fatme halamın ellerini tuttu,kardeşinin gözlerine baktı uzun uzun.Külde pişen Türk kahvesi,özel yapılmış kaymaklı lokumlar kadar tatlı değildi anlatılanlar.Gerçekten öte varolan kaderdi....
Günlerce yol gitmişler; yorulmuşlardı.Varna'dan Silistre'ye kadar.Yorgunlardı.Sınır boylarını geçmek o kadar bitkinleştirmişti ki onları.Yolculuk için sığındıkları bir Romanyalı aile,onlara yol gösterici olmuşlardı Köstence'ye kadar gitmelerine.
Milislerin anonslarından sonra Tuna'ya koşmuşlardı.Son çareydi belki de Tuna nehrine atlamak. Ölümde vardı belki işin ucunda; belki de özgürlük.
Romanyalı takacının alışkın olduğu bir durumdu Tuna Nehri'nden kaçakları geçirmek.Her zaman ki gibi olağan bir gündü.Gel gör ki bu sefer durum farklıydı.
Balıkları altına saklamıştı onları takacı.
Milisler takacıya buralarda kaçak görüp görmediğini sormuşlardı.Takacı burada kim olur ki diyerek milisleri terslemiş onları başından savmıştı.
Her zaman ki gibiydi.
Eve vardıklarında ilk iş seslenen takacıydı.
Tam bizim Türk usulü ; "Hanım,misafirlerimiz var".
Güleç bir kadınmış kapıya çıkan.Halam ondan bahsederken "Evrenin en güzel hatunu" diye bahsederdi.
Beyaz tenli,iri simsiyah gözleriyle güleç küçük dudaklar.Üstünde bir beyaz elbise,önünde bağlı olan bir dokuma önlük,sırmalı yarım bir cepken;sımsıkı ve özenle örülmüş siyah saçlarını kapattığı pembe bir şami(yazma) tam bir peri kızı gibiydı der halam.
Hiç yabancılık çekmemiş.Sanki uzun zamandır tanıyormış gibi bu aileyi. Ne var ki kadının bazı tavırları ve hareketleri dikkatini çekmiş.Fatme Halam olan biteni anlatırken kadının yüzünde ki iğrenme duygusunun açık ve belirgin olması,nefrete bürünmesi gibi.Daha sonradan öğrenilir ki bu kadıncağızın erkek kardeşi ise Sofya'ya çalışmak için gitmiş ve orada sağlam bir devrimci olarak "Türkler'e,Bulgarlar'a,Halka Yaptığınız Zulme Son Verin" gibisinden attığı bir slogandan ötürü tutulduğu bir karakolda işkence görerek öldürülmüş.
Ne yazık ki haberi çok geç ulaşmış kendisine.
Kardeş acısıyla yanarmış kadıncağız.
Bilinmezlik ya işte insanın içini kemiren.
Bunu en çok benim ailem yaşadı. Bulgaristan'da,Kosova'da,Bosna'da,Makedonya'da...
Suçları bütün Balkan ülkelerine dağılmaktı haliyle.Bilemezlerdi böyle olacağını elbette ama rahmetli eniştem hep bir araya toplamaya çalışmış tüm çocuklarını. "Bal kadar güzel,kan kadar acıdır Balkanlar" dermiş evlatlarına bir araya toplayabilmek için.Bahtı yokmuş ömrü vefa etmemiş ama sanki geleceği görmüşcesine konuşurmuş.Hatta Fatme halamın Bulgaristan'a gelin gitmesine önceleri karşı çıkmış fakat halamın da köye misafir gelen bu gence gönlünü kaptırdığını öğrenince elbet ki karşı koyamamış evladının yaşadığı gönül acısına.
Zaman zamanı kovalamış Bulgaristan'da.
Önce Çingeneler'in adları değiştirilmiş.Ardından sıra Pomaklar'a gelmiş.Garipler samanlıkta ki civcivlerine kadar öldürülmüşler.Köylerinde tek bir canlı civciv dahi kalmamış.
Bu ilk değildi aslında.
Daha önceleride yapılmıştı aynı şeyler.İsim ve din değişiklikleri.Her defasında kendilerini dış dünyaya duyurabilmişlerdi fakat ters giden şuydu.
Tarihten bu yana bakarsak şayet.
Fazla geçmişe gitmeden paylaşayım sizlerle.
1912-1913 Yıllarında patlak veren Balkan savaşlarında güçsüzleşmiş olan Osmanlı'nın ardından ilk işlemler başlamıştı.Pomaklar'ın 11.YY da bölgeye gelen Kıpçak ve Kuman Türkler'i olduğunu,zamanla Slav empozesine uğradıklarını savunan İngiliz tezleri mevcuttur. Osmanlı'nın bölgeye gelişinde yardımcı oldukları içinde Slav dilinde "Pomagaç","Pomoçi" gibi yardımcı anlamına gelen sıfatlar yakıştırılmış ve kendi istekleriyle İslamiyet'i seçtikleri söylenir.
Fakat bugün Balkanlar'da dili Slavca dini Müslüman olan bir çok grup vardır.Makedonya'da Makedonca konuşan Müslüman Makedonlar yani Torbeşler,Kosova'nın güneyindeki dağlık bölgede yaşayan konuştukları dil için Kosova anayasasında geçen tanımda "Boşnakça ile Makedonca arası bir dil konuşurlar" diye tanımlanmış olan Goralılar yani Dağlılar gibi sayılabilir. (Gora; Dağ)
Bulgaristan ve Yunanistan'da yaşayan Pomaklar'ın konuştukları Pomakça'dan dolayı ve dilin Bulgarca'ya benzemesinden dolayı Bulgar Müslümanlar olarak addedilmiştir.Yunanistan ise eski Helenik Yunanlılar olduğunu iddia eder.Ne var ki her şey bir yana Bulgaristan'ın bugün hala devam eden kirli politikası Gora'ya kadar uzanmış; oradaki Goralılar'a Bulgaristan pasaportu dağıtmaya başlamış,bölgedeki işsizlik ve geçimsizlikten dolayı nüfus buna Avrupa Birliği ülkelerine geçiş yapmak için bir kapı olarak kabul etmiştir.Öte taraftan Sırbistan'ın bağımsızlığını almış Kosova üzerinde bitmek tükenmek bilmeyen politikaları,Makedonya'nın da son yıllarda dahil olduğu bu güruh Goralılar'ı asimile etmek için dağıttıkları pasaportlar onlar için bakkalda satılan sakızı almaktan daha kolay.
En öenmli konulardan biride herkesin bildiği bir ayrıntı olamamakla benim dikkatimi en çok çeken Osmanlı ile Balkanlar'a dair yapılmış her anlaşmada bölgede ki ahaliden bahsederken örneğin; Bulgaristan'da ki Müslümanlar'ın eğitim ve öğretim hakkı koruma altına alınacak,aynı zamanda Osmanlı tebasında bulunan Rumların,Bulgarlar'ın vs. eğitim ve öğretim hakkı güvence altına alınacak gibi ibareler görmek her devletle yapılan bölgede ki hangi ırk söz konusu olursa olsun Türk,Pomak,Patriyot,Arnavut,Torbeş vs. her kesimi Müslümani bir toplum oluşturarak tarihe geçecek evraklarda bu şekilde yer almasıda benim açımdan ayrıca bir düşündürücüdür.
Örnek olarak 1923 Mübadele Anlaşmasını incelemenizi öneririm.
Çünkü bu anlaşmada tek bir kelime Rumca bilmeyen Karamanlı Ortodoks Türkler,Gagavuzlar'da mübadeleye tabi tutulmuş,aynı şekilde Balkan Türkleri haricinde Selanik/Karacaova Pomakları,Patriotlar ve Çameriya Arnavutları'da mübadele içerisinde dahil olan Balkan yerleşikleridir.
Pomaklar'a tekrar geri dönersek; Pomaklar Balkanlar'da;Bulgaristan güneyinde bulunan Rodop Dağları'nda ve Yunanistan tarafında ki Güney uzantısında yaşarlar.Özellikle bugün biz Türkiye güruhunun "Batı Trakya" dediği bölgede de yaşamaktadırlar. Örnek vermek gerekirse bilen çok azınlıktadır Necla Nazır İskeçe/Yunanistan doğumlu bir Pomak'tır.
1913 Devin Köyü Bulgarlaştırma İşleminde Vaftiz Töreni
Konuyu fazla dağıtmadan devam edersek 1912-13 senelerinde Osmanlı'nın bölgede ki mağlubiyetinden sonra Rodoplar'da bilhassa Pomaklar'a yönelik isim ve din değiştirme çalışmaları olmuştur.Bu ilk Bulgarlaştırma hareketi için "Pokrıstvane Ha Pomatsi" yani "Pomakların Dönüşümü" denilmiştir.Silah zoru ile bir çok Pomak Bulgar ismi almak zorunda kalarak dinlerini değiştirmişlerdir.
İlk olarak Pomaklar'dan başladılar çünkü dil yapısından bunu kanıtlayacak en büyük tezleriydi,kendilerini bunu yapmakta haklı buluyorlardı fakat Osmanlı'nın tavrından da çekinerek geri adım atmak zorunda kalmışlar Müslüman yaşantılarını,isimlerini ve geleneksel kıyafetlerini geri almışlardır.
1937-38 Senelerinde Smolyan(Paşmaklı)'da kurulan Drujba Rodina Cemiyeti ( Rodina Kardeşlik Cemiyeti) Pomaklar'la Bulgarlar'ın kardeş olduklarını empoze etmek için çalışmış,doğan çocukların isimleri Bulgar ismi olarak yazılmış;o günleri yaşayanların anektotlarıyla "Kan Kusturmuşlardır".Türkçe yine yasaklıydı.
O Dönemlerde Drujba Rodina Tarafından Basılan Dergiden Bir Kesit
1944 senelerinde Bulgaristan'da kurulmuş olan Komunist rejim bu havayı biraz daha yumuşatmıştır.Çünkü ülkede tarımı sadece köyde yaşayan Türkler,Pomaklar sağlıyordu. O yüzden tekrar Türkçe eğitimler gibi yenilikler,Türkçe çıkan dergiler söz konusu olduysada fazla uzun sürmemiş.1950'li yılların yarılarında Türkçe eğitim tamamen durmuştur.
1945'li seneleri takriben Pomaklara yönelik zulümler yine başlamış bu senelerde Yunanistan sınırında yakınlıkları 30 km olan bazı köyler boşaltılmış,kimi köyler ise 1950 yılında giriş-çıkış için izne tabii olmuştur.Bu durum 1992 yılına kadar sürmüştür.
1950-55 senelerinde Tatar ve Çingenelerin adı değiştirilmiş,dilleri ve geleneksel kıyafetleri yasaklanırken 1956 senesinde ki sayımda Pomaklar kütüklere Bulgar olarak kaydedilmiştir.
1964 senesinde bu tutumdan vazgeçmişler ve Türkçe isimler tekrar iade edilmiştir, fakat işler 1970 senesinde içinden çıkılmaz bir hal almıştır.
17 Haziran 1970 senesinde BKP (Bulgaristan Komunist Partisi) aldığı kararla Pomaklar için tekrar işleme başlamış,1974 senesine kadar zorla Bulgarlaştırma işlemlerini tamamlamışlardı.
17 Temmuz 1970 senesinde ise alınan çok gizli karar statüsündeki 549 kararla silah zoru,tehditle milliyet ve din değiştirme işlemlerine hızlandırmışlardır.Aynı tarihte YUGOSLAVYA TV'nun Pomak Katliamı adıyla 17 Temmuz 1970 tarihinde yayınladığı görüntülerde Meriç Nehri Göl Barajı kenarında yaklaşık 1000 kişinin cesetleri gösterilmiş ve kamuoyuna duyurulmuştu.
Halamın endişeside işte bu zaman çıkmış.
1972 yılında Kaddafi bölgeye bir heyet göndererek yapılan bu tutumun bir önce sonlandırılması adına nota vermiştir.İşler daha da çıkılmaz hal alınca Libya'da ki Bulgar vatandaşlarını sınır dışı etmiştir.
İlk direniş ise 1972 yılında bir Pomak köyü olan Ribnovo'da yaşanmıştır.
Ribnovo köylüleri isimlerini değiştirmeye gelen milis ve görevlileri kazma,kürek,sopa gibi araçlarla kovalamış,milislerin silahlarınıda almışlardır fakat iki günün ardından sonra kendi istekleri ile karakola giderek silahları iade etmişlerdir.
Fakat acıdır ki bu masum insanlardan olan bugün ki adı Blagoevgrad,o zaman ki adıyla Gorna Cumaya(Yukarı Cuma) ya bağlı Kızanlık Köyü Pomak Ahalisi her köy gibi 1972 senesinde Bulgarlaştırılmaya tabii olmuş,bunu reddeden köylüler parasız çalıştırılmış,en sonunda bir samanlığa doldurulmuş üç gün üç gece açlığa susuzluğa maruz bırakılmış ama buna rağmen isimleri hala kabul etmedikleri için samanlık tutuşturulmuş ve insanlar diri diri yakılmıştır.
1978'e kadar bir çok Pomak köyü kendilerini köylerini savunmuş fakat ağır silahlara ve toplara daha fazla dayanamayarak ülke içlerine kaçarak o karışık dönemde Bulgaristan'dan Türkiye'ye göçen Osmanlı Türkleri'nin evlerine yerleşmişlerdir. Fakat 7 Temmuz 1978'de yönetim Pomaklar'ın;Türkler'in yerleşim yerlerinde ikamet etmelerini ve yaşamalarını yasaklamıştır,bölgeye girişine izin vermemiştir..Çünkü Pomaklar'ın ve Türkler'in dayanışması bu durumu etkileyebilirdi ki nitekim bu çerçevede,Osmanlı'dan kalan Türkler'in Pomaklar'a karşı olan ilgisizliği kendileri için 1984-1989 dediğimiz,Bulgaristan Türkleri için cehennem olan "Soya Dönüş Projesi" dönemini getirmiştir.
(İlerleyen dönemlerde ki yazımda; halalarımdan yaptığım alıntılarla,gerekse Nazım Hikmet'in Bulgaristan Türkleri'yle yaptığı miting konuşması gibi ayrıntılarla sizlerle paylaşacağım...)
Tebe Kızan;
Sonra bilmeyim ki ordan bi otobusa bindık,hem gelmişız burayi.Bende bilmeyidım,nasıl geldık nasıl ettık.Seneler büle geçti.
Yer bu ka fazla konuşmişım...Kalani übür gece artıgına...
Ayde ben giderim,epınızi ayırli sabahlar.
Yine sabahtı işte,Pelister dağlarından doğan güneş kirpiklerimin arasından süzülerek selam veriyordu benliğime.
Günaydın Gündöndüler,Günaydın Tütüne Giden Teteler,Günaydın...





