Sayfalar

7 Ocak 2016 Perşembe

Halamın Günceleri 4 : "Mislislerin Dikkatine ; Sınırda Kaçaklar Var !! "

Raametli Anacigım Ezberlettırmiştı Beni (H)em Kızkardaşlarımi..Tebareke'den Başlayip Yasin'e Kadar Okuridim.
O Gece Evden Kaçarken Derede Abdest Aldım. Başladım Okumayi.Ben Sanardım Yol Boyunca Tebareke'yi Bitirdim,Yasin'e Geçtim; Megerisem İki Saattir Sübhaneke'yi Okurmişım (H)eyecandan.
Günlerce Yol Gitmiştım.
Aç,Susuz.
Ekmek Yok,Bulgur Yok.
Köstendil Sınırını Samanle Dolu Bir Arabayle Geçtım.
Elimde Sayte Pasportle.
Oralarıni (H)iç (H)atırlamayim.
Nasıl Çıkaracaktım Kardaşımi Oradan Bilmeyidım.
Sınırı Geçtıgımızda Güneş Dogayidi.

Uzun bir vakitti.
Evliliklerini anlattığı bir geceden öbür gecede Bulgaristan olaylarına geçmesi,anlatması çok dikkat çekiciydi.
Gittiğim her defasında zorla yaptırırdım Türk kahvesini.
Kendi elleriyle sardığı tütün hakeza.
Sigaramı yakıp bir fırt çektim.Gökyüzüne üflediğimde parçalanarak kaybolan sigara dumanını izlerken gecelik sandık açılmış ve halamın incileri dökülmeye başlamıştı..
Her şeyden önce o korkusuz cesur kadın bile çok korkmuş. Olanları anlatırken sanki o anı tekrar tekrar yaşıyordu canım benim. Elimi sımsıkı tutuşundan,o kapkara gözlerinde ki dehşet sahnelerini tekrar gördüğünü,anlardım çok korktuğunu.
Gerçekten hatırlamıyor bazı şeyleri. Doktor kafasını vurduktan sonra bir çok şeyi zaman zaman unutup zaman zaman hatırlayabileceğini söylemişti. Bosna Savaşı'na giderken İtalya'ya nasıl gittiğini hatırlamaz mesela. Arada bir kısa sürelide olsa neden küstüğümüzü unutur tombalağım :) ( Kendisiyle bir seneye yakındır küsüz)

O günlerde bir kaos gidiyordu. Her şey yasaktı.
En sık dönemdi 1984-1989 Dönemi.
Türkçe YASAK !
Ezan YASAK !
Türk Halk Müziği ve Köçekçe Havalar YASAK !
İslamiyet YASAK !
Mahalli Türk Giyimleri YASAK !
Bulgaristan'da kağıt üstünde artık Türk yoktu. Sanki hiç olmamıştı. Ülkenin yarısı sürgündeydi.
Türkleri ve diğer azınlıkları savunup,bunun yönetim şekline aykırı olduğunu söyleyen Bulgar aydınlar,profesörler,bilim adamlarıda Belene Adası'ndan nasibini aldılar.
Sünnetli olduğu için,Bulgar ismini reddettiği için,oğlunu sünnet ettirdiği için,Türkçe konuştuğu için Belene Adası'nda senelerce işkence çektiler.
Bulgaristan'da ki Diyarbakır Cezaevi işte senin anlayacağın.
Aynı senelerde.
Biri doğunun ucu,diğeri batının bucağı.
Birisi Türkçe konuştuğu için işkence gördü,diğeri Kürtçe konuştuğu için işkence gördü..
Zalim her yerde zalim,zulüm her yerde zulümdü işte.

Halam Köstendil sınırını geçtiğinde içinde bir ferahlık hissetmiş nedendir bilmez. Tek bildiği hayal meyal hatırladığı ablasının evi.Ah bir hatırlasa keşke yemin ederim roman yazardım.Zaten kendisinin mutlaka bu konuyla ilgili zorlamaları,hatta hatta ıkınmaları çok meşhurdur :D Şaka değil gerçekten ıkınıyor hatırlamak için kendince.

Nasıl varmıştır Bulgaristan'a hala bilinmez bir sırdır aslolan.
Ama bilinir ki her biri gerçek var olmuş olanlardı,tarihte yerini almış olan kapkara olaylardı.
Sizi öylesine kara bir olaya götüreceğim ki; belki bildiğinizi belki bilmediğiniz bir olay.
Küçük Türkân'ın olayı.
Onun dilince Kızı Botuş yani kendine alınacak olan Kırmızı botuşlarındaydı aklı Türkan'ın.Çocuktu işte.Onun dünyasında milliyetçilik yoktu.Herkes insandı. Etrafındaki bu telaşa ve hareketliliğe anlam veremiyordu.Onun aklı sadece kırmızı botuşlarındaydı.
Bir an önce alsalardı bari,tek derdi geceleri bile sorduğu botuşlardı.
Fakat onun saf ve tertemiz dünyasının dışında yaşadığı dünyada çok daha farklı şeyler olmaktaydı.Tüm soydaşlarının isimleri değiştirilmiş,kısıtlanmışlardı.Buna dur denilmeliydi.Kayalobalı'lar harekete geçtiler o gün. Amaçları Mogilyane'ye gidip isimlerini istemekti. Annesinin şelvarından tutuverdi.Lütfen şalvar değil; şelvar.
Anası Fatme kızı Türkan'ı sırtlayıverdi. Koyuldular Mogilyane yoluna.
Bekledikleri gibi karşılanmadılar Kayalobalı'lar.
Derken o gerginliğin ardından milisler ve halk birbirine girmiş;yumruklar konuşmaya başlamıştı derken silahların konuşmasıda gecikmedi.
"Kan akıyeri Fatme aba,kan senden akıyeri aba" diye bir ses duymuştu Fatma Hanım.
Kendini yoklamıştı hiç bir şeyi yoktu ama; biricik evladını çevirdiğinde o konuşan silahların 17 aylık Türkan'ı alnından vurmuş olduğunu gördü.
Bu kıyılmış olan canlardan biriydi sadece;daha neler neler vardı halkın dilinden anlatıla gelen neler vardır bilseniz.

Ne zaman Türkan bebek olayı açılsa,gözleri dolar.
Kız kardeşini nasıl kurtardığını çok iyi hatırlar.
Gözlerimi diktim gözlerine,psikolojik baskı yapıyordum; kaçak olayını anlatması için ve en sonunda dayanamayıp  "ey süleycem süleycem o kaçaklar kim idi,çatladın more" diye kahkayı patlatıp başladı anlatmaya.

Plana göre; eğer ki sınırda farkedilirlerse; suç Gülümser halama atılacaktı.Hatta gerekirse Fatme halam zorla kaçırıldığını söyleyecekti.Önemli olan ilk önce sınıra kadar fedailik yapıp onları götürecek birileriydi.
Nereden bulunacaktı ? Gülümser halamı Köstendil'den geçiren adama ulaşamazlardı tekrardan.
Sınıra yakın bir ile gitmekti amaç öncelikle,fakat şehirden şehire bile gitmek zordu.
Derken kapı çalınmş yürekler ağıza gelmişti.Gelen ise komşu Lalahan ablaydı.
Lalahan abla Gülümser halamı tanımış;olanları duymuş,hatta kendisinin eşide Belene Adası'nda öldürüldüğü haberini yeni almıştı.Durumu onada anlattılar.Lalahan abla abisinin onları sınıra götürebileceğini söylemiş onlara bu zorlu mücadelede destek olmak istemiş.

"Allah ruhunu şad etsın,Yattigı yer cennetmekan olsun inşala. Agasıyle konuşmiş yalvarmiş,yakarmiş razı etmış.Ne vakıttır rüyamda görmişım,megersem ülmiş.
Bu gelin ögleden biz gidesiye ka oturup Kuran okumiş bizim içın.Gece vakıt varidi belki saat 2.
Bir kamyonetin arkasına bindık.Lalahan'ın agası sınırdan insanlari kaçırırmiş.Sagolsun bizida yardım etti.Tam ormanlıkidi geldıgımız yer.O ka zordi. İşin ucunda ülmekta varidi.Sınır sınır diyıl. Sanırsın dünyanın en degerli hazinesi saklanır Bulgarya'da.

Önce Besmele çektı Azimet abi
"Bismillahirrahmanirrahim"
Yapılan iş gerçekten o kadar zordu ki.Rabbin yardımına ihtiyaçları vardı.Gerçekten bu işte zorluk vardı.Kolaylıkta bu zorluğa sebep veren Yaratan Rabb'in elindeydi.
Elektrikli tellerdi önce kesilecek olan.Dudaklarından döküldü;
"Feinne meal usri yusra.İnne meal usri yusra"
(Elbette zorlukla birlikte kolaylık vardır.Gerçekten zorlukla birlikte kolaylık vardır.)
O kadar tembellerdi ki o sınır milisleri. Nasıl olsa kimse geçemez;geçmeye çalışan ölür diye kontrol etmemişler bile.Azimet abinin daha önce temizlediği mayın hattından bile haberleri olmamış.
Sınır kulelerinde ki ışıklar sürekli dolanıp durmuş.
Yürekleri ağzında atmış tellerden geçerken.Ama daha bitmemişti.Gözlerden ırak olmalıydı bu kaçış.
Yaradan Rabb yüzlerine gülmüş olmalı ya; bir yağmur salmış ki.Tam kurtulduk derken; hani filmlerde de olur ya hep kahretsin bir hareketlilik baş göstermiş.Ağacın arkasına saklanmışlar.
Tarif edemem derdi halalarım.Gelen milisleri görünce ne yapacaklarını şaşırmış sessizce beklemişler.
Halamın anası gelmiş aklına "Oku kızcem,zorda kaldın mı oku"
"Ve cealna min beyni eydihim sedden ve min halfihim sedden fe ağşeynahum fe hum la yubsırun"
(Biz onların önlerine bir set,arkalarına da bir set çekip gözlerini perdeledik.Artık göremezler.)
Yasin suresi'nin 9.ayetiydi.
Rivayete göre bu ayeti düşmana görünmemek için okurlarmış.
Halalarımı dudaklarından dökülmeye başlamış ayet.Geçip giden milisler farkında bile olmamış bu olanların,onların hissetiği korkuları.Yola devam edecekken aksilik bırakmamış yakalarını; çalılara takılan halamdan çıkan ses birilerinin dikkatini çekmiş olmalı ki ses duymuşlar.
"Vnimaniye Militsiya; İma Nelegalnati Na Granitsata"
"Milislerin Dikkatine ; Sınırda Kaçaklar Var"...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bakın abidik gubidik yorumlar istemiyorum...sonra Ljubav abi niye yayınlamadın yav gözünü sevdiğim diyenlerin gözünü morartır..mor mor kasnağa gerer patiska gibi işlerim oğa göre haa..