Biliyorum,
Çok uzun zaman oldu,e ancak
anlayamadım daha hala nereye geldiğimi...
Evet Sayın Okurlarım,
ÖSYM'nin dağıtımı sonucu Çanakkale 18 Mart Üniversitesi EZİNE MESLEK YÜKSEK OKULU'NU kazandım...
Çoğu insan " aa,ne güzel Çanakkale'yi kazanmışsın" diyor ama içi beni dışı sizi yakar hacılar..
Yok böyle bir yer,her pislik Ezine'de,İlçe değil köy burası..Afedersiniz göt korkusuna akşamları çıkıp gezemiyorsunuz..Öte yandan öğrenci olduğunuzu öğrendiklerinde dayıyolar arkanıza kazığı,10 tl lik gömlek 25, 50 kuruşluk su 75 kuruş..
Maşallah yani maşallah..
Okul ayrı bir konu zaten,daha ikinci haftadan kapıştık sayılır..
Enayimiyim ben;not tutarken ellerin terlesin,arkada diğerleri makara yapsın,sen hocanın ağzından ne çıkıyo diye pür dikkat kesil,sonra çocuğun biri gelsin senden not istesin..Var mı öyle ?
Sonra mevzu yapılır,ama beni daha tanımadılar,gerçi mesele unutuldu,ama ben onları beni tanıdıktan sonra görücem..
Daha geçen gün kököz(Bknz: Recep ivedik ifadesiyle "fok balığı"gibi konuşan) kız tek başımayken yanıma gelip "sen ne kadar sessiz bir insansın,kendi halindesin"diye muhabbet kurmaya çalışmış,tabi beni yurtta görse aynı şekilde konuşurmuydu bilemem
Gelelim yurda...
Yurt Ezine'de daha yeni,iki nişanlı iş başında..
Kız buranın yerlisi,nişanlısı Balıkesirli Arnavut..
Tahmin edebilirsiniz ki benim için kömür içinde elmas bulmaya benzedi :D
Yurt ortamı harika zaten,ilk haftalar gayet güzelken artık çatlak sesler çıkmaya başladı
Yediğimiz lokmaların başkaları tarafından sayıldığını öğrenmemiz olsun,bazı hayvanların üst katta depişmesi olsun,hepsi var yani anlayacağınız üzere..
Artık çoğu insan sıkılmış durumda,ne yapsak ne yapsak diye dolanmaktalar ortalıkta..
Artık o güzel günlerin kaldığına pek inanmıyorum,kısacası cicim ayları geçti...
O değilde İzmir'de 8.BALKANLILAR HALK OYUNLARI FESTİVALİ yapılmış ve benim haberim olmamış..Gelde ağlama,gelde ağlama..
Her şey üstüte valla yaa..yeminle kaçıp gidesim var buralardan,Allah'tan yurt ortamı iyi de,fazla sıkılmıyorum..
Okulda halkoyunları topluluğu yok!..Ne yapacım ben şimdi..Müzik topluluğuda yok..Tiyatro var,ondan da sıkıldım artık..
Bayram geldi gelecek..Hala bi şalvarım yok..Ne giyecem ben...Telaş üstüne telaş..
Bulgaristan'dan,Kosova'dan,Bosna'dan,Karadağ'dan,Arnavutluk'tan gelen akrabalar var...Hepsi Makedonya'da toplanacak,e bende gidiyorum :D
Her şey bir yana ne yapcağımı gerçekten bilmiyorum..Kafamı alıp gidesim var,çatlıyorum sıkıntıdan..
Ne yapam,ne yapam,ne yapam diye düşünmekten saçımın teli beyazlamış len...
Ya o değilde ben bayramda ne giyicem..
Lan bana baaaaaakkk ailenin soyunu ben sürdürcem...Erkek kısmının istediği yapılmalı derdi halam :D
"Feridee,Bana Şalvar Diktircen Miiiiii :D"
Bak Rica Ediyorum Sadece...
Hiyyyy,Estağfurullah ne Emretmesi :D Hadi Sendeee :D
Sayfalar
10 Ekim 2012 Çarşamba
6 Ağustos 2012 Pazartesi
Aaa ! Nerden Çıktın Kız Sen ?
Biz onu sessiz ve sakinliğiyle tanıdık..Ona dair eskilerden bir kaç anım var,okuduğunda "sen nerden hatırlıyosun,ben hatırlamıyorum bunları"demesi olasıdır..
1.Sınıfta korkuyla başladım okula,her sınıf arkadaşım gibi sabahın körgözünde okula gitmek vardı,sıkılmıştım bundan..
Pek muhabbetimiz yoktu,ona dair hatırladığım ilk anı,hayat bilgisinde okuma parçasını okuyorduk sessizce,tüm sınıfta çıt çıkmıyor derken Dilek'in mırıldanışları bozuyordu sessizliği...
Öğretmenimiz kalkıp "öyle değil Dilek gözünle okucaksın böyyyle(öğretmenimiz bu sırada gözlerini açmış kitapta gezdirmekteydi :D)"hatırladığım ilk anı bu şekildeydi..
Çok sessizdi,sakindi...
Okuma bayramıydı..Hacivat olmuştum ben..Kostümü tamamlamak üzereyeleğe ihtiyacımız vardı,Dilek'in annesi yelek verebileceğini söyledi..(ki bakınız fotodaki yelek :D) yakın olan evlerinden yeleği annesinin "Dilek görmesin saklayın"tavsiyesiyle ablamla saklayarak çıkmıştık :D
Kendi halinde,kimseye ne bir zararı oldu,ne bir kötülüğü dokundu...
2.sınıfa dair hatırladığım bir anı yok,zaten ikinci sınıfı okuduktan sonra,ablamın ortaokula geçmesi(bulunduğumuz ilkokulun ortaokulu iyi değildi)..O yüzden zamanında babamın ortaokulu okuduğu ilkokula halamın kızları ve ablamla başladık...bir kaç sene sonra(orta okula geçtiğimde),tüm eski arkadaşlarımın bizim okula aynı sebepten nakil geldiklerini öğrendim :D
7.Sınıfta aynı sınıftaydık Dilek'le...Her şeye rağmen pek muhabbetimiz yoktu...O günlerden tek anımsadığım,acı bir gündü,fakat bildiğimiz bir şey yoktu...Tenefüs çaldığında Dilek'in hıçkırıklarla öğretmenimizin boynuna sarıldığıydı...
O günden sonra,içime işledi hıçkırığı,kendisi bilmez,fakat biliyor şimdi..
8.sınıfta onunla ilgili birkaç şey hatırlıyorum..Takmıştım kafaya,sınıfımıza özel site açacaktım,ama önce foto çekmeliydim...."Ya Emre Çekme Yaaaa" derken ki verdiği surat ifadesi hala en nadide albümümde saklıdır :D
Yılbaşıydı,çekiliş yapacaktık,banada Dilek çıkmıştı,ona ters döndüğünde havlayan bardaklardan almıştım,fakat o gün sıranın altına koyduğunda,gerizekalı Oğuzcan'ın matematik sınavı öncesi sıraya abanması ve çevirmesi ile bardak düşüp kırılmıştııı...
Sonraları Net ortamında devam etti arkadaşlığımız,inanın dahada güçlendi hemde,buluşmalar,Burger'ler :D he bide şu Meşhur MUHABBET KUŞU vakasını anlatmadan edemem...
Hayvan besleme amacına kendini adamış olan Dilek arkadaşım,kankam :D benimle fikir alışverişinde bulunmakta..ona önerdiğim "balık al" tavsiyesi üzerine balıklara yaptığı zalım işkenceden bahsedince,o sessizliğinin içinde bir Testere bir I Want To Play A Game yattığını anlamıştım...
Muhabbet kuşu al,Kadıköy'de 15 tlye demiştim..bunun üzerine beraber gidip saatlerce dolaşmış olmamıza rağmen 15 Tl'ye kuş bulamamış ve tıpış tıpış eve dönmek zorunda kaldığımızdı..He birde o gün Burger'de gittiğimizde yandaki adamın eşantiyon olarak verilen ketçap ve mayonezi iade ederek parasını geri almak isteğiydi,bilmem hatırladın mı :D Burdan kendisine selam eder alnından öperim :) Teşekkür ederim :)
Bu arada kendisi tam bir sene boyunca sınava çalışmak bahanesi ile facebook ve telefon kullanmamaya başlamış ve görünmez olmuştu :D Face'ni açmadan bir gün öncesini kendisini rüyamda görmüştüm :) Buda böyle bir ilginç olay efendim :D
31 Mayıs 2011 Salı
Eylül Çocuğu !
Hep sizlere yakın geçmişte olanları anlattım,nedendir bilmiyorum
içimden daha eskilere gitmek geldi...Çook Eskilere,benim için kaybolmaya
yüz tutmuş anıları,çok mutlu olduğum günleri sizlere anlatacağım...
BİR SONBAHAR GÜNÜ...
Dünya'ya kardeşim ve ablam gibi sunî bir sancı,ebenin vurduğu hayatta yediğim ilk silleyle açmadım gözümü,anacım beni erkenden fırtlatmış çünkü:
18 Eylül 1994/Kadıköy..
Yağmuru,yağmur yağmış toprağı ve yağmur yağmış toprak kokusunu sevmemi buna bağladım..Ben Eylül çoçuğuyum derim...
Küçükken o kadar yaramazmışım ki,yapma etme derken bi bakmışsın olmuş bitmiştir o...Gelelim hatırlamadığım çocukluk günlerimden aileden anektot alarak anlatalım bakınız:BABANNE KİŞİSİ VE ÇANKIRI ŞİVESİ...
Johny öyle bir köpekmiş ki; çok temiz,kirli kaptan yemek yemez,tualetini temizler,denilenleri anlarmış,çok insancıl ama bildiğiniz çocuk düşmanı,ablama dahi hırlarmış fakat ne yaptıysam hayvana beni öyle çok severmiş ki;
-Ağzını açıp kafamı sokarmışım,ısırmazmış,
-Sopayla kovalarmışım,dönüp havlamazmış,
-Annemin kızartmalık hazırladığı çiğ patatesleri kaçırıp bi ona yedirir bi kendim yermişim..
Sonra ne olduysa o tertemiz köpek,pis,dişi bir sokak köpeğine takılmış,sonra gecekondudan taşınırken satmak zorunda kalmışız...Bu olaylar yıllar sonra anıldığında babam onu gördüğünden "onu zincire bağlı gördüm,bi çingenede,beni hemen tanıdı,boynundaki zinciriyle uğraştı durdu...açamayınca vızıklamaya başladı...içim gitti..."diye gözleri dolarak bahsetmişti...
Herşeye rağmen onu hatırlamak isterdim,hayatta sadık dostlar bulamadıktan sonra...
Eylül çocuğu demek sanki biraz küfreder gibi oluyo belki ama her şeyden öte sağlam bi tanım benim için...
Hele şu mayıs ayında şu son bi kaç gündür yağmaya bağlayan yağmurlar yok mu,o kadar çok özlemişim ki,bana her şekilde İstanbul'u ve geçmişimi hatırlatıryor...
Ben aslında gecekondudan taşındıktan sonrasını hatırlamaya başlıyorum...
Oturduğumuz mahallede çoğunlukla sizden iyi olmasınlar Çorumlular vardı...Hepsi iyi insanlardı...her şey bi yana komşuluk ilişkileri çok iyiydi...11 sene sonra babaannemin yaptıklarına dayanamadan annemin taşınma ısrarları ile,evden daha önce aldığımız bir televizyon,bir buzdolabı,bulaşık makinesi,çamaşır makinesi ve ranzalarımızla taşındık,annemlerinse ne yatakları vardı,ne yorganları...Daha bir çok şeyi taşındığımız zaman almıştık...
ÇORUMLULARIN EVİ...
Hani Çorumluların oturduğu mahalle demiştim.Mahallede hatırladığım arkadaşlarım Enes,Kadir,Songül,Sümüklü Mehtap ve Mert...Enes binada oturan bi teyzenin torunuydu,arada sırada gelip giderdi,Kadir kapı komşumuzun oğlu,Mert hemen evin bitişinde ki evde,Songül bir iki ev aşağıda,Mehtap ise Songüllerin evinin karşısında oturuyordu...
Arkadaşlığımız o kadar güzeldi ki oynamadığımız gün hemen hemen yoktu...Evimizin karşısı hafif tepelik ve çayırdı(taşındıktan sonra oraya park yaptılar),Kar yağdığında çok güzel olurdu orası...
Evde oturduğum zamanlarda kendi kendime oynar,okuldan gelicek olan ablamı bekler,geldiğinde kulağına çöp kutusu diye tükürür onunlada yetinmeyip yere yatıp küçük küçük tükürür,tükürükler yüzüme değerken hediye yağıyor diye bağırırdım...
Akşam olur önce babaannem gelirdi.Babaannem bir poliklinikte hemşire/kalfa arasındaydı,sürekli patronu "Kel Hikmet"ten bahsederdi...Ardından kahveden veya karı-kızdan dedem gelirdi,işten babam en sonunda da göt sürtmeden amcalarım gelirdi,anlayacağınız bütün evin yükü babamdaydı...DEVAMI GELECEK...
BİR SONBAHAR GÜNÜ...
Dünya'ya kardeşim ve ablam gibi sunî bir sancı,ebenin vurduğu hayatta yediğim ilk silleyle açmadım gözümü,anacım beni erkenden fırtlatmış çünkü:
18 Eylül 1994/Kadıköy..
Yağmuru,yağmur yağmış toprağı ve yağmur yağmış toprak kokusunu sevmemi buna bağladım..Ben Eylül çoçuğuyum derim...
Küçükken o kadar yaramazmışım ki,yapma etme derken bi bakmışsın olmuş bitmiştir o...Gelelim hatırlamadığım çocukluk günlerimden aileden anektot alarak anlatalım bakınız:BABANNE KİŞİSİ VE ÇANKIRI ŞİVESİ...
"Bir köpeğimiz vardı..adı Coni Coni,öyle akıllı öyle akıllıydı ki bilimiyon...Çocukları hiç sevmiyodu,hele senin adaşın vardı senlen yaşıt,bizim bahçaya girmiş,Coni çocuğun göbeğinden tuttuğu gibi..."
diye anlatıyor olayı...Johny öyle bir köpekmiş ki; çok temiz,kirli kaptan yemek yemez,tualetini temizler,denilenleri anlarmış,çok insancıl ama bildiğiniz çocuk düşmanı,ablama dahi hırlarmış fakat ne yaptıysam hayvana beni öyle çok severmiş ki;
-Ağzını açıp kafamı sokarmışım,ısırmazmış,
-Sopayla kovalarmışım,dönüp havlamazmış,
-Annemin kızartmalık hazırladığı çiğ patatesleri kaçırıp bi ona yedirir bi kendim yermişim..
Sonra ne olduysa o tertemiz köpek,pis,dişi bir sokak köpeğine takılmış,sonra gecekondudan taşınırken satmak zorunda kalmışız...Bu olaylar yıllar sonra anıldığında babam onu gördüğünden "onu zincire bağlı gördüm,bi çingenede,beni hemen tanıdı,boynundaki zinciriyle uğraştı durdu...açamayınca vızıklamaya başladı...içim gitti..."diye gözleri dolarak bahsetmişti...
Herşeye rağmen onu hatırlamak isterdim,hayatta sadık dostlar bulamadıktan sonra...
Eylül çocuğu demek sanki biraz küfreder gibi oluyo belki ama her şeyden öte sağlam bi tanım benim için...
Hele şu mayıs ayında şu son bi kaç gündür yağmaya bağlayan yağmurlar yok mu,o kadar çok özlemişim ki,bana her şekilde İstanbul'u ve geçmişimi hatırlatıryor...
Ben aslında gecekondudan taşındıktan sonrasını hatırlamaya başlıyorum...
Oturduğumuz mahallede çoğunlukla sizden iyi olmasınlar Çorumlular vardı...Hepsi iyi insanlardı...her şey bi yana komşuluk ilişkileri çok iyiydi...11 sene sonra babaannemin yaptıklarına dayanamadan annemin taşınma ısrarları ile,evden daha önce aldığımız bir televizyon,bir buzdolabı,bulaşık makinesi,çamaşır makinesi ve ranzalarımızla taşındık,annemlerinse ne yatakları vardı,ne yorganları...Daha bir çok şeyi taşındığımız zaman almıştık...
ÇORUMLULARIN EVİ...
Hani Çorumluların oturduğu mahalle demiştim.Mahallede hatırladığım arkadaşlarım Enes,Kadir,Songül,Sümüklü Mehtap ve Mert...Enes binada oturan bi teyzenin torunuydu,arada sırada gelip giderdi,Kadir kapı komşumuzun oğlu,Mert hemen evin bitişinde ki evde,Songül bir iki ev aşağıda,Mehtap ise Songüllerin evinin karşısında oturuyordu...
Arkadaşlığımız o kadar güzeldi ki oynamadığımız gün hemen hemen yoktu...Evimizin karşısı hafif tepelik ve çayırdı(taşındıktan sonra oraya park yaptılar),Kar yağdığında çok güzel olurdu orası...
Evde oturduğum zamanlarda kendi kendime oynar,okuldan gelicek olan ablamı bekler,geldiğinde kulağına çöp kutusu diye tükürür onunlada yetinmeyip yere yatıp küçük küçük tükürür,tükürükler yüzüme değerken hediye yağıyor diye bağırırdım...
Akşam olur önce babaannem gelirdi.Babaannem bir poliklinikte hemşire/kalfa arasındaydı,sürekli patronu "Kel Hikmet"ten bahsederdi...Ardından kahveden veya karı-kızdan dedem gelirdi,işten babam en sonunda da göt sürtmeden amcalarım gelirdi,anlayacağınız bütün evin yükü babamdaydı...DEVAMI GELECEK...
22 Mart 2011 Salı
Hayyyy Hak!!!
Evet...
Uzun bir zaman(te baya uzun bi zaman) sonra yine burdayım...
Baya şey oldu sizlerden ayrı kalalı...
Annemmmm,yazık gı...
Evvela sınıfta hala mutsuzum,anlık sıkıntı basıveriyor çevremi...Bu arada 4 tane zayıfım var..Sırasıyle
-Bütçeleme
-Dış Ticaret Muhasebesi
-Genel Muhasebe
-Matematik...
Arkadaşım benim sorunum sınavlarla,bu derslerdeki konuları anlamamakta geri zekalılık...Hele hele ilk yazdığım derste sınav soruları veriliyorsa...Ama ne kadar çalışsamda,soruları bilsemde yapamıyorum...Ne zaman ki sınav kağıtları geliyor benim bilgiler uçup gidiyor..Ne yapcaz şimdi...?..Kopya çekmeyi beceremiyorum zaten(Hiç yakalanmadım ama çekemedimde..)
Karne gününden bir gün önce koşa koşa gittim İstanbul'a.Yol macerasıda cabası...
Manisa'dan geçiyorduk...Balıkesir'e 30 km kala...Çok saçma bir şekilde kendimizi bi anda kar ve yoğun sisin içinde bulduk...Bense yol boyunca,(reklam olmasın) Pammıkkale otobüslerinde tv'li koltuklarında usb'me attığım şarkılarla ve okuduğum gerilim kitabı ile yolu devam ediyorduk...dediğim gibi bir anda soğuk ve sisin içine girdik...Herkes korkmaya başlamıştı...O sessizlikte hafif bir ses..bu..bu müzik sesiydi..evet evet müzikti,yanımdaki abiden geliyodu bu ses "dur lan iç sesim neymiş bu müzik"...HELE HELE HELE ANTEPLİM,GEL YANIMA.........
Facebook profilime yazdığım gibi "Pammıkkale Otobüs Bileti Gidiş-Geliş 90 TL,Yolda Yemek İçin Alınan Bir Adet Simit,Bir Adet Pizzacık ve Bir Adet Üçgen Peynir 1.70 TL...Şu anda Sisin İçinde Kaza Yapma İsteği Paha Biçilemez"....
Tamam onu geçtim...Bu bahsi geçen abi Manisa'da binmiş Yalova'da inmiş ve yine Yalova'da birisi daha bindi...önemseyip kafamı döndürmedim ama merak ya bu...gırrrrrrrccc(kafa döndürme efekti)...(İç Ses)-Hayyy Başımaaaa satanist lan bu..Töbe Yarabbim...Allah'ım sen günahlarımı affet yarabbim...(Bu sırada bu herifin beni öldüreceğine o kadar inanmıştım ki çünkü bknz : 5 Dk Önce):
..........
Güzeldi...Gezi ekibiyle buluştuk(yine bir kısmısyla tabiki)...Galata köprüsünün sonunda yemek yedik..Galata köprüsünün direğine herkesin yazdığı gibi numara yazıyım dedim ama evvela sevmediğim birisi olmalıydı..buldumm...dayım..:D
Ve aynen yazdığım satırlar....
"TE ARA BENİ BOYA BENİ MORE.." MAKEDONYA GÜZELİ ŞEYMAA..."...
Uzun bir zaman(te baya uzun bi zaman) sonra yine burdayım...
Baya şey oldu sizlerden ayrı kalalı...
Annemmmm,yazık gı...
Evvela sınıfta hala mutsuzum,anlık sıkıntı basıveriyor çevremi...Bu arada 4 tane zayıfım var..Sırasıyle
-Bütçeleme
-Dış Ticaret Muhasebesi
-Genel Muhasebe
-Matematik...Arkadaşım benim sorunum sınavlarla,bu derslerdeki konuları anlamamakta geri zekalılık...Hele hele ilk yazdığım derste sınav soruları veriliyorsa...Ama ne kadar çalışsamda,soruları bilsemde yapamıyorum...Ne zaman ki sınav kağıtları geliyor benim bilgiler uçup gidiyor..Ne yapcaz şimdi...?..Kopya çekmeyi beceremiyorum zaten(Hiç yakalanmadım ama çekemedimde..)
Karne gününden bir gün önce koşa koşa gittim İstanbul'a.Yol macerasıda cabası...
Manisa'dan geçiyorduk...Balıkesir'e 30 km kala...Çok saçma bir şekilde kendimizi bi anda kar ve yoğun sisin içinde bulduk...Bense yol boyunca,(reklam olmasın) Pammıkkale otobüslerinde tv'li koltuklarında usb'me attığım şarkılarla ve okuduğum gerilim kitabı ile yolu devam ediyorduk...dediğim gibi bir anda soğuk ve sisin içine girdik...Herkes korkmaya başlamıştı...O sessizlikte hafif bir ses..bu..bu müzik sesiydi..evet evet müzikti,yanımdaki abiden geliyodu bu ses "dur lan iç sesim neymiş bu müzik"...HELE HELE HELE ANTEPLİM,GEL YANIMA.........
Facebook profilime yazdığım gibi "Pammıkkale Otobüs Bileti Gidiş-Geliş 90 TL,Yolda Yemek İçin Alınan Bir Adet Simit,Bir Adet Pizzacık ve Bir Adet Üçgen Peynir 1.70 TL...Şu anda Sisin İçinde Kaza Yapma İsteği Paha Biçilemez"....
Tamam onu geçtim...Bu bahsi geçen abi Manisa'da binmiş Yalova'da inmiş ve yine Yalova'da birisi daha bindi...önemseyip kafamı döndürmedim ama merak ya bu...gırrrrrrrccc(kafa döndürme efekti)...(İç Ses)-Hayyy Başımaaaa satanist lan bu..Töbe Yarabbim...Allah'ım sen günahlarımı affet yarabbim...(Bu sırada bu herifin beni öldüreceğine o kadar inanmıştım ki çünkü bknz : 5 Dk Önce):
-(satanist abi):Alooo
-Hııhıhı..evet...
-Bilmiyorum...
-(Bana bakarak)bembeyaz boğazı var...evett..
-Saçlarından tutacan gırtlağını gericen kesicen kurbanlık bıçakla...
(Benim kafa pencere tarafına dönerr...ve uyuma taklidi...zzzzz)..........
Güzeldi...Gezi ekibiyle buluştuk(yine bir kısmısyla tabiki)...Galata köprüsünün sonunda yemek yedik..Galata köprüsünün direğine herkesin yazdığı gibi numara yazıyım dedim ama evvela sevmediğim birisi olmalıydı..buldumm...dayım..:D
Ve aynen yazdığım satırlar....
"TE ARA BENİ BOYA BENİ MORE.." MAKEDONYA GÜZELİ ŞEYMAA..."...
28 Ekim 2010 Perşembe
Yoğurdum Var Yeşil Meşil Çanakta...
Ah ah..yakan ne yakmış türküyü...
Yoğurdum var yeşil meşil çanakta..
benleri var ak gerdanda,yanakta..
benim yarim şu karşı ki konakta
diye...Kim bilir kim yakmış bu türküyü..Kütahya'da eli kınalı, üstü çatkılılı(Çatkılı:cepken ve şalvar), başı bürgülü kadınlar alırlar ellerine bir çift kaşık..söyleye söyleye,kaşıkları vura vura oynarlar güzelim oyunu...Onun öncesi erkekler ağır ve vakur bi şekilde "Elif dedim be dedim" türküsünde ciddi ve cesaretli bir davranış sergilerler..Hey gidin efeler...
Tam 11 sene oldu..halkoyunlarına başlayalı...Her oynayışımda..hangi yörenin kıyafetini giyersem..hep diyar diyar gezmiş olarak hissederim kendimi...Trakya,Burdur,Diyarbakır,Urfa,Muş,Bitlis,Muğla-Fethiye,Malatya,Artvin,Van..daha aklıma gelmeyen bazı yöreler...bunlarla büyüdüm ben..
1.sınıfta arkadaşlarım saklambaç oynarken ben Çökme oynardım.. herkes gençleşip o dönemin müziklerini dinlerken ben yörelerin kareografi ile müziklerini çalışırdım...herkes hobi olarak gitar vs. çalarken, ben davul zurna ile halay çekiyor, kemençe eşliğinde horon tepiyor, sipsiyle teke zortlatması oynuyordum...herkes kardeşine veya komşusunun çocuğuna ders çalıştırırken..ben okulumda halk oyunları öğretmenliği yapıyordum...derken dolu dolu 11 sene oldu...bende güzel hatıralar...bir çok hafif tebessüm,kulislerde yankılanan bir çok kahkaha, çalışmalarda bir çok kızgınlık ve kafamda davul tokmağı, yarışma anlarında ve öncesi koca bir heyecan, dönem sonları da bir çok buruk ayrılık, İstanbul'dan ayrılırken de koca bir acı bıraktı...
Hiç unutmam Burdur Türkülerini..kulağımda çığım çığım çınlar..Elindedir Bağlama, Çek Deveci, Gabardıç, Goca çamın gürlemesi...Yahut sarp dağlarıyla Artvin’in Ata ve Şavşat Barı...
Annem hep "oynamadan duramaz mısın ?" der...sanki oynamassam,parmağımı şıklatmassam..veya iki elimde bir kaşık şaklatamazsam yaşayamam gibi geliyor...Düğünlerimiz az oluyor belki ama..Çankırı üç ayağı, ve ya bir Makedonya payduşka'da başta hep ben olurum..bensiz oynadıklarında bir eksikliğin farkına vardıklarını, eğer kalkıp oynamazsam oynanamayacaklarını benim gibi "kös kös" oturacaklarını söyler hep aile fertleri...
Ölümüm bile belki böyle olacak diye düşünüyorum...ya bi gün Delilo oynarken..ya da bi gün Teke zortlatması oynarken...Yahut Horon teperken ve ya hora oynarken..
25 Ekim 2010 Pazartesi
Seslerine Bayılıyorum...
Farslar..
İran'ın yerli halkı Farslar yada Persler...
Hani bir inanış vardır, Hintlerin seslerinin doğuştan güzel olduğu söylenir...Farslarda öyledir..doğuştan hem kendileri hemde sesleri güzeldir...
Sıcaktan kararmış göz çevrelerine koyu sürme çekerler, güzelliklerine güzellik eklerler Farslar..seslerine de...
İlk defa "Aini Bahai Naw Ruz" adlı programda izledim onu youtube'den...hatta "Bucak" adlı üçlü gurubumda söylediğim ilk yabancı halk müziği de burada söylenen "azadi"şarkısı ( şarkının adını tam olarak bilmiyorduk,şarkı içinde geçen "azadi" kelimesini şarkı ismi olarak kullandık) velhasıl o güzellik abidesi..Marjan Vahdat...yada hem ses ortağı, hem güzellik ortağı, hem de ablası Mahsa Vahdat ile..
İlk doğan Mahsa Vahdat...1973/Tahran
"Songs from a Persian Garden" adlı bir resmi albüm çıkardılar ve albümü yaparken albümün çıkacağına inançları yoktu...ama bir ilki başardılar... Marjan Hanım İtalyan Konsolosluğunun "Persian Garden"ında verdiği konserden yaşadığı heyecanı şöyle dile getirmiş
"Öncelikle unutulması mümkün olmayan muhteşem bir anı oldu bu konser her ikimiz için de. Hayatımızda ilk defa karma bir seyirci önünde herhangi bir kısıtlama olmadan müziğimizi icra edebilmek inanılmaz bir duyduydu. Varsayalım böyle benzer bir konseri halka açık bir yerde vermek isteseydik (ki bu mümkün değil; zira biz kadın sanatçılarız), öncelikle birçok devlet kurumundan, kültür bakanlığından her konuda ve aşama hakkında izin almamız gerekirdi. Okunacak şiirden müziğe, arka planda kullanılacak dekordan en ufacık ayrıntıya kadar resmi kurumlardan onay alınması gerekirdi. Bu haksız kısıtlamalardan dolayı İtalyan Konsolosluğundaki gizli konser için izin almadık ve başımızı örtmek mecburiyetinde kalmadan, istediğimiz ve beğendiğimiz, sadece bizim seçtiğimiz şiirleri okuyup müziği çaldık. İtalyan Konsolosluğu tarafından korunan bu Pers bahçesinde öyle özgür, rahat ve en önemlisi güvendeydik ki bu ilham veren güzel bahçeyi doyasıya yaşadık. O gecenin bir diğer önemli anısı ise ninnilerimizi Norveçli ve İranlı müzisyenlerin desteği ile orada çalışanlara, sokaktan geçenlere, zira konser mekânı açıktı, dinletebilmiş olmaktı."
Müthiş bir sesleri var,insanın içine işleyen,insanı uzaklara götüren..özellikle,Marjan Vahdat'ın seslendirdiği ve erbanesi ile eşlik ettiği "Rumi" adlı şarkı beni uzaklara ve geçmişe götürdü, Farsça bilmiyor olmama rağmen...Türkiye'den Kardeş Türküler ve Aynur Doğan'ı takip ediyorlarmış Mahsa&Marjan Vahdat ikilisi...
İtalyan Konsoloğluğunda söylediğini anladığım(alkış seslerinden) bir şarkı daha var.."Haleili" adlı çok güzel bir şarkı,...Bir Türk olarak bu tür şarkılardan etkilenmem sizce doğal mı ?...bence gayet normal...
Artık Türkiye bu iki sanatçıyı davet etsede kulaklarımızın pası şöyle güzel Farsça şarkılarla silinse...
...Ljubav
İran'ın yerli halkı Farslar yada Persler...
Hani bir inanış vardır, Hintlerin seslerinin doğuştan güzel olduğu söylenir...Farslarda öyledir..doğuştan hem kendileri hemde sesleri güzeldir...
Sıcaktan kararmış göz çevrelerine koyu sürme çekerler, güzelliklerine güzellik eklerler Farslar..seslerine de...
İlk defa "Aini Bahai Naw Ruz" adlı programda izledim onu youtube'den...hatta "Bucak" adlı üçlü gurubumda söylediğim ilk yabancı halk müziği de burada söylenen "azadi"şarkısı ( şarkının adını tam olarak bilmiyorduk,şarkı içinde geçen "azadi" kelimesini şarkı ismi olarak kullandık) velhasıl o güzellik abidesi..Marjan Vahdat...yada hem ses ortağı, hem güzellik ortağı, hem de ablası Mahsa Vahdat ile..
İlk doğan Mahsa Vahdat...1973/Tahran
Marjan Vahdat...1976/Tahran
Geleneksel Fars Şan Eğitimi aldı.
Mahsa&Marjan Vahdat iklisi İran'da, İtalyan konsolosluğunun yazlık bahçesinde gizli( gizli çünkü İran'da kadın sanatçıların karma bir topluluk önünde konser vermesi imkansız ancak solist olarak bir erkek olmalı, kadın ise ikinci planda kalmalı) başlarını kapatma zorunluluğunun olmadığı bir akşam konser vermişler...
(Soldan,Sağa:Mahsa&Marjan Vahdat)"Songs from a Persian Garden" adlı bir resmi albüm çıkardılar ve albümü yaparken albümün çıkacağına inançları yoktu...ama bir ilki başardılar... Marjan Hanım İtalyan Konsolosluğunun "Persian Garden"ında verdiği konserden yaşadığı heyecanı şöyle dile getirmiş
"Öncelikle unutulması mümkün olmayan muhteşem bir anı oldu bu konser her ikimiz için de. Hayatımızda ilk defa karma bir seyirci önünde herhangi bir kısıtlama olmadan müziğimizi icra edebilmek inanılmaz bir duyduydu. Varsayalım böyle benzer bir konseri halka açık bir yerde vermek isteseydik (ki bu mümkün değil; zira biz kadın sanatçılarız), öncelikle birçok devlet kurumundan, kültür bakanlığından her konuda ve aşama hakkında izin almamız gerekirdi. Okunacak şiirden müziğe, arka planda kullanılacak dekordan en ufacık ayrıntıya kadar resmi kurumlardan onay alınması gerekirdi. Bu haksız kısıtlamalardan dolayı İtalyan Konsolosluğundaki gizli konser için izin almadık ve başımızı örtmek mecburiyetinde kalmadan, istediğimiz ve beğendiğimiz, sadece bizim seçtiğimiz şiirleri okuyup müziği çaldık. İtalyan Konsolosluğu tarafından korunan bu Pers bahçesinde öyle özgür, rahat ve en önemlisi güvendeydik ki bu ilham veren güzel bahçeyi doyasıya yaşadık. O gecenin bir diğer önemli anısı ise ninnilerimizi Norveçli ve İranlı müzisyenlerin desteği ile orada çalışanlara, sokaktan geçenlere, zira konser mekânı açıktı, dinletebilmiş olmaktı."İtalyan Konsoloğluğunda söylediğini anladığım(alkış seslerinden) bir şarkı daha var.."Haleili" adlı çok güzel bir şarkı,...Bir Türk olarak bu tür şarkılardan etkilenmem sizce doğal mı ?...bence gayet normal...
Artık Türkiye bu iki sanatçıyı davet etsede kulaklarımızın pası şöyle güzel Farsça şarkılarla silinse...
...Ljubav
Eyvah N'apıcam Ben!!!
Allah'ım Ben Onsuz Ne Yaparım,
O Güzel Yeşil Şapkana,
Ah domates domates güzel domates..neylerim sensiz ben..
Allah'ım,Niye Aldın Onu Benden,
Niye Çekip Aldın Filizlerini Benden,
Ellerimi Ondan Çektin,
Onu Benden Çektin,
Ellerim Bomboş Kaldı,
Yüreğim Buz Tuttu,
Ellerim Yine Bomboş,
Dudaklarım Hissiz,
Ben Sensiz Ne Yaparım,
Kırmızısına aşığım,
Rüyalarımı Süsleyen Güzellik Abidesi, O Güzel Yeşil Şapkana,
Sırıl Sıklam Eridiğim,
Canım Domatesim...:D
Evet ne beklediniz ne çıktı değil mi?..:D..valla napıcam ben ya domatessiz...biliyorsunuz domates hikayemi..çıktımı sana kilosu 10 liraya...Artık alınan harçlıkları bitirmek yok...biriktirip domates alıp zula yapıcam...hele hele şu iki gündür "Allah rızası için iki domates parası ,Allah hayırlara versin abi, Allah kazadan beladan korusun abi iki domates parası.." diye dilenesim yada "abi iki domates parasına mendil abi..abi mendil alır mısın..bak abi iki domates parasına mendil.." ya da " abi sileyim camlarını ya..vallayi çukta ucuz Alla'ıma..vallayi ya..iki domtes parası be abi ya.." diyip sokaklarda dolaşasım geliyo..atcam kendimi minareden aşağı...ulan güzel fikir haa.." bana iki kilo domates getirmesseniz atarım kendimi...."...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



.jpg)